[Kotsuki-Sho] Baskın
- GM - Naruto
- Game Master
- Posts: 2903
- Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Tategami bakışlarını senden ayırmadan bir sonraki çatıya atlıyor kucağındaki Ieyasu ile. Sen ise bu çatıyı Shunshin ile hemen bitiriyor ve atlamanı gerçekleştiriyorsun. Aranızdaki çatı farkı 1'e düşüyor.
Tategami bu noktada önüne dönüyor ve indiği çatının ortasına doğru geldikten sonra yere diz çöküp Ieyasu'yu yere bırakıyor, nazikçe. Normalden uzun süren bu yere bırakma durumu, sen kendi çatının sonuna geldiğinde son buluyor. O noktada Tategami'nin sertçe bağırdığını duyuyorsun omuz üzerinden sana bakarken. "Yağmurdan damlaya."
Tategami'nin sesi artık kargaşaya olan uzaklığınız sebebi ile ortamı dolduran tek şey oluyor. Gecenin karanlığında, ay ışığının altında yalnızsınız. Anlık olarak ortamı büyük bir yıkım sesi dolduruyor nehrin aksi tarafından gelen. Bunu hemen aşırı büyük bir patlama sesi takip ediyor. Muhtemelen bahçenin nehrin diğer tarafında kalan tarafı tanınmaz hale gelmiş durumda.
Sizin odaklarınız ise birbirinizden kesilmiyor. Tategami senden bir cevap bekliyor gibi. Bunun Yağmur Ülkesi içerisinde bir söylem olduğunu biliyorsun. Normalde bir döngü şeklinde olmalı ve kişi sayısına göre bu döngü değişiyor. Net bildiğin bir husus değil ancak mantıksal çıkarım yapabiliyorsun. Doğal bir şey ile devam etmeli, bir doğa olayı veya doğal bir cisim. Pektabii cevap bu olmayabilir. Kendi aralarında birbirlerini tanımak için oluşturdukları bir şey de olabilir.
Tategami ile arasında tam bir çatı var. Sen bir çatının üzerinde ve tam ortasındasın, aynı şekilde Tategami'de senden bir sonraki çatının ortasında. Sırtı sana dönük şekilde fakat odağı sende. Tategami'nin ellerini görebiliyorsun, iki yana salmış ve rahat ancak harekete hazır bir şekilde durmakta.
Tategami bu noktada önüne dönüyor ve indiği çatının ortasına doğru geldikten sonra yere diz çöküp Ieyasu'yu yere bırakıyor, nazikçe. Normalden uzun süren bu yere bırakma durumu, sen kendi çatının sonuna geldiğinde son buluyor. O noktada Tategami'nin sertçe bağırdığını duyuyorsun omuz üzerinden sana bakarken. "Yağmurdan damlaya."
Tategami'nin sesi artık kargaşaya olan uzaklığınız sebebi ile ortamı dolduran tek şey oluyor. Gecenin karanlığında, ay ışığının altında yalnızsınız. Anlık olarak ortamı büyük bir yıkım sesi dolduruyor nehrin aksi tarafından gelen. Bunu hemen aşırı büyük bir patlama sesi takip ediyor. Muhtemelen bahçenin nehrin diğer tarafında kalan tarafı tanınmaz hale gelmiş durumda.
Sizin odaklarınız ise birbirinizden kesilmiyor. Tategami senden bir cevap bekliyor gibi. Bunun Yağmur Ülkesi içerisinde bir söylem olduğunu biliyorsun. Normalde bir döngü şeklinde olmalı ve kişi sayısına göre bu döngü değişiyor. Net bildiğin bir husus değil ancak mantıksal çıkarım yapabiliyorsun. Doğal bir şey ile devam etmeli, bir doğa olayı veya doğal bir cisim. Pektabii cevap bu olmayabilir. Kendi aralarında birbirlerini tanımak için oluşturdukları bir şey de olabilir.
Tategami ile arasında tam bir çatı var. Sen bir çatının üzerinde ve tam ortasındasın, aynı şekilde Tategami'de senden bir sonraki çatının ortasında. Sırtı sana dönük şekilde fakat odağı sende. Tategami'nin ellerini görebiliyorsun, iki yana salmış ve rahat ancak harekete hazır bir şekilde durmakta.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
- Komaeda Togami
- Kaçak
- Posts: 178
- Joined: September 3rd, 2018, 11:12 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Uyguladığım shunshin’in ardından kurt maskeli shinobiyle aramdaki mesafe bir çatı uzaklığına kadar düşmüştü. Tategami’nin gerçek kimliğim hakkında fikir sahibi olup olmadığını henüz anlayabilmiş değildim ancak önümüzdeki birkaç dakikanın bu görevin ve muhtemelen benim geleceğim hakkında çok önemli bir yere sahip olacağı aşikardı. Yakalanmış mıydım? Yakalanacak mıydım? Yakalanırsam ne yapabilirdim? Keşiş chakramın birkaç dakika ömrü kalmıştı. Raizo yaralıydı. Tategami ise çok güçlüydü. Hedefim Tategami’yi alt etmek değildi elbette, ancak Ieyasu’nun işini bitirebilmek için Tategami’yi aradan çıkartmalıydım. Bunu yalnızca zekamla başarabilir miydim? Peki ya kaçmayı denesem? Tategami zayıflığımı farkedip peşime düşer miydi? Yoksa asıl görevi olan Ieyasu’yu korumaya devam mı ederdi? Peşime düştüğünü varsayarsam, onu bir şekilde atlatıp geri dönerek Ieyasu’yu halletmem mümkün müydü? Ama ondan önce, Tategami’yi atlatmam mümkün müydü? Bilmiyordum. Yapabileceğim tek şey, halihazırdaki planıma devam etmek gibi gözüküyordu.
Tategami önüne dönmüş, en son iniş yaptığı çatının ortasına ulaştığı gibi olduğu yerde durmuştu. Takiben, ben de yavaşladım Tategami’nin Ieyasu’yu yere bıraktığı esnada. Kendi bulunduğum çatının sonuna ulaştığımda, Ieyasu nazikçe yere bırakılmıştı. Saldıracak mıydı? Bir açık bulup az önce yere bırakılan baygın Ieyasu’yu halledebilecek miydim? Zihnim onlarca cevapsız soruyla dolu bir kaynar kazan misali çalkalanıyordu. Çok ilerlemiştim, hedefimle aramda yalnızca birkaç metre vardı. Ama aynı zamanda hiç olmadığım kadar uzaktım. Tategami’yi birebir dövüşte alt edemeyceğimi çok önceden farketmiştim. Kudretli bir shinobiydi. Zekamı devreye sokmak zorundaydım.
Bu esnada, Tategami omzu üzerinden dönüp bana bakarak komut verircesine bağırmıştı. Yağmurdan damlaya mı? Bu cümle kesinlikle tanıdık geliyordu. Tam olarak ne olduğunu bilmesem de, zihnimin arkalarında bir yerlerde tekrar tekrar yankılandığını duyabiliyordum. Rolümden çıkmamak adına, hızla bulunduğum çatıda sol dizimin üstüne çöktüm ve sağ kolumu dik pozisyonda duran sağ dizimin üstüne konumlandırdım. Sol elim ise yumruk biçminde yere temas etmekteydi. Başımı hafifçe öne doğru eğdim. Tüm bu hareketlerimin iki amacı vardı. İlki, Tategami’ye koşulsuz itaat ettiğimi göstermek içindi. Üzerimdeki şüphenin olabildiğince kalkmasını istiyordum. İkinci, ve daha önemli olan amacım ise zaman kazanmaktı. Zihnimin arka odalarında yankılanan bu cümleye bir anlam kazandırmak zorundaydım. Pozisyon aldığım birkaç saniye, bana bunun için zaman sağlayabilirdi. Yağmurdan damlaya. Bir tekerleme değil miydi bu? Yağmur Ülkesi shinobileri için bir ritüel. Birkaç yıldır bu ülke topraklarındaydım, ancak karşılaştığım tüm shinobiler arasında Yağmur Ülkesi kökenli olanlar bir elin parmaklarını geçmezdi. Ülkenin bifiil işgal edilmiş bu durumu gerçekten içler acısıydı. Ve beni gerçekten zor bir durumda bırakıyordu. Bu cümlenin tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Fikir yürütmek zorundaydım. Bir tekerleme, bir ritüel. Bir selamlaşma?
Zihnimde biraz geriye gittim. Kawaji Kasabası’nda Riaru’yla ilk buluştuğumda sağ elini omzuna iki kez vurmuştu. O an, bunun bir selamlama şekli olduğunu farketmiş olsam da karşılığında ne yapacağımı bilmediğimden yanıtsız bırakmıştım. Belki de o an ona bu konuyla alakalı bir soru sormuş olsam, şu an içinde bulunduğum yanıtsızlığı çok daha kolay aşabilirdim. Ancak sormamayı tercih etmiştim. Yine de, yakalayabileceğim herhangi bir ipucu olacak mı diye hızlıca aklımda kalanları tekrar etmeyi sürdürdüm. Riaru tüm konuşmamız boyunca pek çok abartı jest ve mimik yapmıştı. Saçma sapan, alaycı bir shinobi selamı da dahildi bu hareketlerine. Yıllar içerisinde karşılaştığı pek çok şey akli melekelerini yavaş yavaş yitirmesine sebep olmuş, bu abartı tutumları geliştirmişti belki de. Ancak yapaylıktan en uzak, en doğal olduğu an sağ yumruğunu omzuna iki kez vurduğu andı. Riaru bu hareketi bir alışkanlık gibi yapmıştı. Yılların getirdiği bir ritüel gibi. O an, bunun ne anlama gelmiş olduğunu çözemesem de şu an kafamda parçaları birleştirebiliyordum. Bu bir Yağmur Ülkesi selamlaşması olmalıydı. O kadar spontan, o kadar rahat yapılmış bir hareketti ki uzun yılların getirdiği bir akış gibiydi adeta. Yağmur Ülkesi shinobileri, her ne kadar farklı düşüncelerde ve ideallerde olsalar da, geleneklerine oldukça bağlı olmalıydılar. Aynı kalıba ait gibi durmayan, ancak benzer kompozisyonlarda olan bu davranışlar birbirine bağlı olmak zorundalarmış gibi hissediyordum. Yanılıyor olma ihtimalim her zaman vardı, ancak Riaru’nun alenen bir deli oluşuna güvenmeye karar vermiştim. Sağ yumruğumu dizimden kaldırarak oldukça doğal bir hareketmişçesine sol omzuma iki kez vurdum. Daimyo güçleri, Amegakure güçlerinden ayrıldıktan sonra bu hareketi terketmiş olabilirlerdi, ancak tekerleme ritüelini koruyorlarsa, bu jesti koruma ihtimallerinin de yüksek olduğuna inanıyordum.
Sağ elimi sol omzuma iki kez vurduğum gibi, ağzımdan gerekli cümlelerin çıkması için bir saniyeden az zamanım olduğunu biliyordum. Bir ritüel, bir selamlaşma, bir yanıt. Yağmurdan damlaya. Bulutların oluşturduğu yağmur damlalar halinde yeryüzüne düşerdi ve dünyanın su dengesini oluştururdu. Akademideki en basit derslerden biriydi bu. Toprağa karışan su yer altı ve yer üstü kaynaklarını oluşturur, yeniden buharlaşarak gökyüzüne salınırdı. Sonsuz bir döngü. Yağmurdan damlaya. Cevabıma karar vermiştim. Doğru ya da yanlış, en mantıklı cevap bu gibi görünüyordu. Halihazırda gerideydim, ve bu riski almak dışında şansım yoktu: “Damladan toprağa.”
Tategami önüne dönmüş, en son iniş yaptığı çatının ortasına ulaştığı gibi olduğu yerde durmuştu. Takiben, ben de yavaşladım Tategami’nin Ieyasu’yu yere bıraktığı esnada. Kendi bulunduğum çatının sonuna ulaştığımda, Ieyasu nazikçe yere bırakılmıştı. Saldıracak mıydı? Bir açık bulup az önce yere bırakılan baygın Ieyasu’yu halledebilecek miydim? Zihnim onlarca cevapsız soruyla dolu bir kaynar kazan misali çalkalanıyordu. Çok ilerlemiştim, hedefimle aramda yalnızca birkaç metre vardı. Ama aynı zamanda hiç olmadığım kadar uzaktım. Tategami’yi birebir dövüşte alt edemeyceğimi çok önceden farketmiştim. Kudretli bir shinobiydi. Zekamı devreye sokmak zorundaydım.
Bu esnada, Tategami omzu üzerinden dönüp bana bakarak komut verircesine bağırmıştı. Yağmurdan damlaya mı? Bu cümle kesinlikle tanıdık geliyordu. Tam olarak ne olduğunu bilmesem de, zihnimin arkalarında bir yerlerde tekrar tekrar yankılandığını duyabiliyordum. Rolümden çıkmamak adına, hızla bulunduğum çatıda sol dizimin üstüne çöktüm ve sağ kolumu dik pozisyonda duran sağ dizimin üstüne konumlandırdım. Sol elim ise yumruk biçminde yere temas etmekteydi. Başımı hafifçe öne doğru eğdim. Tüm bu hareketlerimin iki amacı vardı. İlki, Tategami’ye koşulsuz itaat ettiğimi göstermek içindi. Üzerimdeki şüphenin olabildiğince kalkmasını istiyordum. İkinci, ve daha önemli olan amacım ise zaman kazanmaktı. Zihnimin arka odalarında yankılanan bu cümleye bir anlam kazandırmak zorundaydım. Pozisyon aldığım birkaç saniye, bana bunun için zaman sağlayabilirdi. Yağmurdan damlaya. Bir tekerleme değil miydi bu? Yağmur Ülkesi shinobileri için bir ritüel. Birkaç yıldır bu ülke topraklarındaydım, ancak karşılaştığım tüm shinobiler arasında Yağmur Ülkesi kökenli olanlar bir elin parmaklarını geçmezdi. Ülkenin bifiil işgal edilmiş bu durumu gerçekten içler acısıydı. Ve beni gerçekten zor bir durumda bırakıyordu. Bu cümlenin tam olarak ne olduğunu bilmiyordum. Fikir yürütmek zorundaydım. Bir tekerleme, bir ritüel. Bir selamlaşma?
Zihnimde biraz geriye gittim. Kawaji Kasabası’nda Riaru’yla ilk buluştuğumda sağ elini omzuna iki kez vurmuştu. O an, bunun bir selamlama şekli olduğunu farketmiş olsam da karşılığında ne yapacağımı bilmediğimden yanıtsız bırakmıştım. Belki de o an ona bu konuyla alakalı bir soru sormuş olsam, şu an içinde bulunduğum yanıtsızlığı çok daha kolay aşabilirdim. Ancak sormamayı tercih etmiştim. Yine de, yakalayabileceğim herhangi bir ipucu olacak mı diye hızlıca aklımda kalanları tekrar etmeyi sürdürdüm. Riaru tüm konuşmamız boyunca pek çok abartı jest ve mimik yapmıştı. Saçma sapan, alaycı bir shinobi selamı da dahildi bu hareketlerine. Yıllar içerisinde karşılaştığı pek çok şey akli melekelerini yavaş yavaş yitirmesine sebep olmuş, bu abartı tutumları geliştirmişti belki de. Ancak yapaylıktan en uzak, en doğal olduğu an sağ yumruğunu omzuna iki kez vurduğu andı. Riaru bu hareketi bir alışkanlık gibi yapmıştı. Yılların getirdiği bir ritüel gibi. O an, bunun ne anlama gelmiş olduğunu çözemesem de şu an kafamda parçaları birleştirebiliyordum. Bu bir Yağmur Ülkesi selamlaşması olmalıydı. O kadar spontan, o kadar rahat yapılmış bir hareketti ki uzun yılların getirdiği bir akış gibiydi adeta. Yağmur Ülkesi shinobileri, her ne kadar farklı düşüncelerde ve ideallerde olsalar da, geleneklerine oldukça bağlı olmalıydılar. Aynı kalıba ait gibi durmayan, ancak benzer kompozisyonlarda olan bu davranışlar birbirine bağlı olmak zorundalarmış gibi hissediyordum. Yanılıyor olma ihtimalim her zaman vardı, ancak Riaru’nun alenen bir deli oluşuna güvenmeye karar vermiştim. Sağ yumruğumu dizimden kaldırarak oldukça doğal bir hareketmişçesine sol omzuma iki kez vurdum. Daimyo güçleri, Amegakure güçlerinden ayrıldıktan sonra bu hareketi terketmiş olabilirlerdi, ancak tekerleme ritüelini koruyorlarsa, bu jesti koruma ihtimallerinin de yüksek olduğuna inanıyordum.
Sağ elimi sol omzuma iki kez vurduğum gibi, ağzımdan gerekli cümlelerin çıkması için bir saniyeden az zamanım olduğunu biliyordum. Bir ritüel, bir selamlaşma, bir yanıt. Yağmurdan damlaya. Bulutların oluşturduğu yağmur damlalar halinde yeryüzüne düşerdi ve dünyanın su dengesini oluştururdu. Akademideki en basit derslerden biriydi bu. Toprağa karışan su yer altı ve yer üstü kaynaklarını oluşturur, yeniden buharlaşarak gökyüzüne salınırdı. Sonsuz bir döngü. Yağmurdan damlaya. Cevabıma karar vermiştim. Doğru ya da yanlış, en mantıklı cevap bu gibi görünüyordu. Halihazırda gerideydim, ve bu riski almak dışında şansım yoktu: “Damladan toprağa.”

- GM - Naruto
- Game Master
- Posts: 2903
- Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Zaman senin için yavaşlığını korurken, Tategami'ye sözlerini iletiyorsun. Bunu yaparken de diz çöktüğün konumdan sağ elini sol omzuna iki defa vuruyorsun. Gecenin karanlığına karışan kaosun içerisinde bile bir davula vuran tokmak gibi yankılanıyor bu yumruk.
Ya da keşiş formunun getirdiği farkındalığın doruklarını yaşıyorsun stresle beraber.
Bir saniye geçiyor. Bu bir saniye içerisinde evren resmen yoktan var oluyor ve yok oluyor. Bütün kâinatın baştan sona yaradılışı kadar uzun geçen bu sürede sabrının sınırları zorlanıyor.
İkinci saniyenin başlarına doğru, Tategami tamamen sana dönüyor. "Çabuk, shinobi. Ieyasu'yu sırtla. Buradan gitmeliyiz. Bariyer tekniği için hazırlan sonra." Seri bir ses tonunda sana bunu söyledikten sonra etrafa bakınmaya başlıyor ve bir kaç adım Ieyasu'dan uzaklaşıyor. Odağı arada sırada sana doğru kaysa da çevreyi incelemeye daha meraklı gibi.
Derin bir nefes veriyorsun. Keşiş formun hâlâ açık ve kabaca 2 dakika kadar daha açık kalabilecek gibi görünüyor. Ieyasu baygın bir şekilde sırtı yere gelecek şekilde sere serpe bir şekilde düz çatıda yatmakta.
Ya da keşiş formunun getirdiği farkındalığın doruklarını yaşıyorsun stresle beraber.
Bir saniye geçiyor. Bu bir saniye içerisinde evren resmen yoktan var oluyor ve yok oluyor. Bütün kâinatın baştan sona yaradılışı kadar uzun geçen bu sürede sabrının sınırları zorlanıyor.
İkinci saniyenin başlarına doğru, Tategami tamamen sana dönüyor. "Çabuk, shinobi. Ieyasu'yu sırtla. Buradan gitmeliyiz. Bariyer tekniği için hazırlan sonra." Seri bir ses tonunda sana bunu söyledikten sonra etrafa bakınmaya başlıyor ve bir kaç adım Ieyasu'dan uzaklaşıyor. Odağı arada sırada sana doğru kaysa da çevreyi incelemeye daha meraklı gibi.
Derin bir nefes veriyorsun. Keşiş formun hâlâ açık ve kabaca 2 dakika kadar daha açık kalabilecek gibi görünüyor. Ieyasu baygın bir şekilde sırtı yere gelecek şekilde sere serpe bir şekilde düz çatıda yatmakta.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
- Komaeda Togami
- Kaçak
- Posts: 178
- Joined: September 3rd, 2018, 11:12 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Başarmıştım. Bir milenyum kadar uzun süren bir saniyenin ardından, birkaç dakika önce ölümüne çarpışmakta olduğum kurt maskeli shinobi bana güvenini ifade edercesine dönüp az sonra canını alacağım bu acınası ruhun güvenliğini bana emanet etmişti. Verdiği emrin devamında ise birkaç adım dahi olsa uzaklaşarak çevreye göz kulak olmaya başlamıştı. Maskesine rağmen bakışlarının hala aralıklarla da olsa üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Ancak bu yine de derin bir nefes vermeme engel değildi. Karga keşişi halimin yaklaşık iki dakikalık ömrü kaldığının az çok bilincindeydim. İki dakika, uzun bir süreydi. Her şeyi garanti altına almadan fevri bir hareket yapıp kaçmaya çalışmam için biraz fazla uzun. Yapacağım yanlış bir hareket, görevimi tamamlayamamam bir yana, hevesimi canımla ödememe sebep olabilirdi. Bu sebeple en azından şimdilik, acele etmemeye karar verdim. Tategami’nin emrine uyacaktım. Magen:Henge hala aktifti ve gerçekçiliğini korurken bir hamle daha yapmama müsade edeceğine inanıyordum. Bir şey denemek zorundaydım. Bunun bir risk olduğunu kabul etmekle birlikte, aynı zamanda güvencemdi.
Tategami’nin benden şüphelenmesine mahal vermeyecek bir dikkatle Ieyasu’yı sırtladım ve dizlerimden destek alarak ayağa kalktım ve komut beklemeye başladım. Saniyeleri kafamda bir saat misali saymaktaydım; ‘tik, tak, tik, tak’. Komut beklediğimi gösterir bir ifade ve duruşla bekleyişimi sürdürürken, sesime hafif bir korku havası vermeye çalışarak ve sağa sola bakınarak sordum: “Peki ya o garip shinobi efendim? Onu ne yapacağız?” Stresli görünmeye çalışıyordum. Çok da zor olmuyordu aslında, çünkü ‘gerçekten’ büyük bir baskı altındaydım. Tategami’yle aramdaki mesafe hala nispeten yakındı ve dikkatsiz bir hamle Ieyasu’yu öldürme denememin başarısızlığıyla sonuçlanabilirdi. Aramızdaki mesafe biraz artarsa, ya da Tategami dikkatini biraz bile olsa benden uzaklaştırırsa cübbemin içinde hissetmekte olduğum tantouyu çekip Ieyasu’nun kancık kellesini ödlek bedeninden ayırabilirdim. Ancak şimdi değildi. Şimdi değil.
Tategami’nin benden şüphelenmesine mahal vermeyecek bir dikkatle Ieyasu’yı sırtladım ve dizlerimden destek alarak ayağa kalktım ve komut beklemeye başladım. Saniyeleri kafamda bir saat misali saymaktaydım; ‘tik, tak, tik, tak’. Komut beklediğimi gösterir bir ifade ve duruşla bekleyişimi sürdürürken, sesime hafif bir korku havası vermeye çalışarak ve sağa sola bakınarak sordum: “Peki ya o garip shinobi efendim? Onu ne yapacağız?” Stresli görünmeye çalışıyordum. Çok da zor olmuyordu aslında, çünkü ‘gerçekten’ büyük bir baskı altındaydım. Tategami’yle aramdaki mesafe hala nispeten yakındı ve dikkatsiz bir hamle Ieyasu’yu öldürme denememin başarısızlığıyla sonuçlanabilirdi. Aramızdaki mesafe biraz artarsa, ya da Tategami dikkatini biraz bile olsa benden uzaklaştırırsa cübbemin içinde hissetmekte olduğum tantouyu çekip Ieyasu’nun kancık kellesini ödlek bedeninden ayırabilirdim. Ancak şimdi değildi. Şimdi değil.

- GM - Naruto
- Game Master
- Posts: 2903
- Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Ieyasu'nun dibinde bitiyorsun hemen, rolünü bozmadan. Hemen üzerine eğiliyor ve sırtlamak için hazırlanıyorsun. Zihnin aşırı mesai yapıyor; ensenin ısındığını oradan akan terin sıcaklığından anlayabiliyorsun. Avına dişlerinin arasına geçirmiş bir yırtıcının salya akıtması misali bütün beynin işi şuracıkta bitirmeni sana söylüyor ancak seni dirayetini bozmadan, sakince, "işini" yapıyorsun.
Fakat o vakit, tam da Ieyasu'nun hakamasını böğründen yakalamışken, keşiş formunun sana bahşettiği ek farkındalık ile, garip bir şey farkediyorsun.
Ieyasu'nun içine giydiği içlik tamamen ve tamamen patlayıcı parşömenlerden yapılma. Sonradan koyulmuş gibi değil, direkt olarak böyle üretilmiş gibi.
Hiç beklemeden gerisin geri sıçrıyorsun.
Sen Ieyasu'dan bir metre kadar uzaklamışken Ieyasu infilak ediyor. Patlamanın şiddetiyle resmen atomlarına ayrılan adamın kan ve et parçaları suratına ve göğsüne isabet ediyor.
Şok etkisi ile 5-6 metre geriye kontrolsüzce yalpalıyorsun ve yerde sekiyorsun. Dikkatin dağılıyor ve Magen: Henge bozuluyor.
Seri bir şekilde kendini toparlıyorsun ve yuvarlanışını yere diz çökmüş bir şekilde bitiriyorsun. Kalan ivmeni, bu şekilde, geriye kayarak harcıyorsun.
Siyah çizgili gözlerini kaldırıp Tategami'ye baktığında Ieyasu'dan geriye sadece bir kafanın kaldığını, onun da bu kafayı saçından tutarak bel kemerine bağladığını görüyorsun.
"Damladan yaşama. İkili kuple." diyor basitçe. Ardından vücunu mor bir chakra dalgası kaplıyor eldivenlerini düzeltirken sert bir salınım ile. Bu chakra dalgası ile beraber giysilerin rüzgârda geriye doğru savruluyor, saçın dağılıyor. Etrafaki bir kaç moloz yığını da Tategami'den uzağa doğru 10-15 santim kadar itiliyorlar.
Normalde maskesinden görülmeyen gözlerinin yerini sarı birer kurt gözü devralıyor.
Salyanı yutuyorsun. Karnından yükselen heyecan havası yok oluyor. Onun yerine avı elinden alınmış bir yırtıcının öfkesi baş gösteriyor.
"Gerçek yırtıcı ile tanışmaya hazırlan." Bunu dedikten sonra, aniden ve yüksek hızla harekete geçiyor. Keşiş formunun getirdiği farkındalık ve çeviklik olmasa, onun birden yok olduğunu sanabilirdin. Ancak üzerine doğru bir shinobinin bile ulaşmakta zorluk çekeceği bir hızla geldiğini anlayabiliyorsun.
Bir buçuk dakikan var keşiş formun için. Hayali bir ses duyuyorsun. Tıpkı bir saat gibi... tik, tak, tik, tak.
Fakat o vakit, tam da Ieyasu'nun hakamasını böğründen yakalamışken, keşiş formunun sana bahşettiği ek farkındalık ile, garip bir şey farkediyorsun.
Ieyasu'nun içine giydiği içlik tamamen ve tamamen patlayıcı parşömenlerden yapılma. Sonradan koyulmuş gibi değil, direkt olarak böyle üretilmiş gibi.
Hiç beklemeden gerisin geri sıçrıyorsun.
Sen Ieyasu'dan bir metre kadar uzaklamışken Ieyasu infilak ediyor. Patlamanın şiddetiyle resmen atomlarına ayrılan adamın kan ve et parçaları suratına ve göğsüne isabet ediyor.
Şok etkisi ile 5-6 metre geriye kontrolsüzce yalpalıyorsun ve yerde sekiyorsun. Dikkatin dağılıyor ve Magen: Henge bozuluyor.
Seri bir şekilde kendini toparlıyorsun ve yuvarlanışını yere diz çökmüş bir şekilde bitiriyorsun. Kalan ivmeni, bu şekilde, geriye kayarak harcıyorsun.
Siyah çizgili gözlerini kaldırıp Tategami'ye baktığında Ieyasu'dan geriye sadece bir kafanın kaldığını, onun da bu kafayı saçından tutarak bel kemerine bağladığını görüyorsun.
"Damladan yaşama. İkili kuple." diyor basitçe. Ardından vücunu mor bir chakra dalgası kaplıyor eldivenlerini düzeltirken sert bir salınım ile. Bu chakra dalgası ile beraber giysilerin rüzgârda geriye doğru savruluyor, saçın dağılıyor. Etrafaki bir kaç moloz yığını da Tategami'den uzağa doğru 10-15 santim kadar itiliyorlar.
Normalde maskesinden görülmeyen gözlerinin yerini sarı birer kurt gözü devralıyor.
Salyanı yutuyorsun. Karnından yükselen heyecan havası yok oluyor. Onun yerine avı elinden alınmış bir yırtıcının öfkesi baş gösteriyor.
"Gerçek yırtıcı ile tanışmaya hazırlan." Bunu dedikten sonra, aniden ve yüksek hızla harekete geçiyor. Keşiş formunun getirdiği farkındalık ve çeviklik olmasa, onun birden yok olduğunu sanabilirdin. Ancak üzerine doğru bir shinobinin bile ulaşmakta zorluk çekeceği bir hızla geldiğini anlayabiliyorsun.
Bir buçuk dakikan var keşiş formun için. Hayali bir ses duyuyorsun. Tıpkı bir saat gibi... tik, tak, tik, tak.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
- Komaeda Togami
- Kaçak
- Posts: 178
- Joined: September 3rd, 2018, 11:12 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Ieyasu’ya yaklaşıp hakamasından yakaladığım an, bir şeylerin yolunda gitmediğini farketmiştim. Yalnızca birkaç saniyeliğine içime dolan muzaffer hissi son zerresine kadar yakıp kül eden, yok eden bir gerçeklik. Zihnimde ‘av’ olarak kodlanmış Ieyasu’nun hakamasının altındaki içliğinin beni tuzağa düşürmek için tamamen patlayıcı parşomenlerden oluştuğu farkındalığı ‘avcı’ kimliğimi yok edip beni ‘av’ konumuna getirmişti aniden. Ben de o an yapabileceğim tek şeyi yaparak, tüm kamuflajımı bozmak pahasına da olsa tüm gücümle geriye doğru sıçradım. Bir patlama, vücuduma sıçrayan kan ve kontrolsüz sürüklenişin ardından kendimi toparlayabildiğimde, diz çökmüş pozisyonda geriye doğru kayarak durdurabildim kendimi. Az önce Ieyasu’nun infilak ettiği gibi, beynim de infilak etmek üzereydi. Binlerce çarkın gıcırtılı şekilde döndüğünü, kıvılcımlar ve dumanlar çıktığını hissedebiliyordum. Vücudum adrenalin doluydu. Savaş ya da kaç.
İstesem bile, savaşabilir miydim? Tategami’nin ne denli güçlü olduğuna şahit olmuştum. Sorumu yeniledim kendi kendime. İstesem bile, kaçabilir miydim? Bir klişe olarak hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerken, verdiğim kararların tamamının pragmatist olduğunu bir kez daha görebiliyordum. Yaşamak, ve bir adım daha atabilmek shinobilerin büyük kısmının diline pelesenk ettiği ‘onurlu bir şekilde savaş, onurlu bir şekilde öl’ düsturunun çok daha ilerisindeydi gözümde. Uğruna canlarını verebilecekleri idealleri olan shinobiler için daha kabul edilebilir olmalıydı bu düstur. Ancak benim ideallerim için, yaşamak ve bir adım daha atabilmek her zaman ilk zorunluluktu. Eğer ciddi bir yanılgı içinde değilsem, Ieyasu gerçekten ölmüştü ve burada yapmam gereken her şeyi yapmıştım. Geriye kalan tek şey kaçıp kurtulmaktı. Sorun şuydu ki, kaçabileceğimden emin değildim.
Tategami, gözlerimin önünde Ieyasu’dan tek parça halinde geriye kalabilmiş tek şey olan kellesini saçından tutup bel kemerine bağlarken, yutkundum. İçimde büyümekte olan korkuyu durdurmaya çalışıyordum. Korku, paniğe sebep olurdu. Panik ölüme. Soğukkanlılığımı korursam, bir ihtimal bile olsa yaşama şansım olabilirdi. Olay doğru kararları vermekten geçiyordu yalnızca. Kendime kaçıp gözden kaybolmak için bir fırsat yaratana kadar dövüşmeliydim. Doğru anın gelmesini umacaktım yalnızca. Doğa chakrasının hala vücudumda dolaştığını hissedebiliyordum. Çok fazla zamanım yoktu, ancak olduğum yerde diz çöküp ölümü bekleyecek kadar onurlu değildim.
Tategami’nin vücudunu gözle görülür mor bir chakra dalgası kaplarken, hatamı anlamama yardımcı olmuştu. Yaptığım tahmin tutmamıştı belli ki. Tekerlemeyi doğru söyleyememiştim. Ama şu an ne bu konuda hayıflanacak, ne de alternatif olarak ne yapabileceğimi düşünecek zamanım vardı. Rakibimden yayılan chakra dalgası öyle kuvvetliydi ki savurduğu rüzgar kıyafetlerimi ve saçlarımı savurmaya yetmişti. Son birkaç saniyede ölüm konseptini kafamdan birden fazla kez geçirmiştim. Ancak chakra dalgasının yayılması ve Tategami’nin maskesinin gözlerinin sarı bir şekilde parlamasıyla ilk defa bir milisaniyeliğine de olsa korkumu bastıramadım. ‘Öleceğim.’
Kendimi soğukkanlı kalmaya telkin etmeye çalışsam da, içimde büyümeye başlayan öfke dalgasının kontrolünü yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım. Rasyonaliteyi kaybetmenin ölüm manasına geldiğini biliyordum, ancak aklımda birkaç tonluk bir yük gibi oturmuş olan gerçekten öleceğim fikri beni ele geçirmeye başlamıştı. Öleceksem, rakibime de verebileceğim tüm zararı vererek ölmeliydim belki de. Bir kol ya da bir bacak koparsam bile içimdeki öfke bir nebze olsun dinebilirdi. En son ne zaman bu kadar öfkelenmiştim sahi? Emin değildim. Sakin olmak zorundaydım. Bir plan yapmalıydım. Kaçmak ve bir gün bile olsa daha fazla yaşamak için. Kendi ellerimle öldürdüğüm kardeşim için. Sakin olmak zorundaydım. Öfkemi kontrol altına almalı, doğru şekilde kanalize edip bir kaçış planı oluşturmalıydım.
Tategami’nin kurduğu cümleyi tam olarak duyabildiğimi sanmıyorum. İşittiysem bile, beynim o an o kadar farklı kanalda aktive haldeydi ki, bu sözleri işleyip bir anlam çıkarmaya gücü yetmemişti. Yapabildiğim tek şey, karga keşişi halim sayesinde farkedebildiğim şekilde, üzerime müthiş bir hızla fırlayan Tategami’nin hareketlerini takip edebilmek olmuştu. Aklımdan pek çok farklı senaryo geçti o an. Ve mümkün mertebe sakinliğimi koruyarak, aralarından en doğru geleni uygulamak üzere ellerimle ‘Mi’ mührünü oluşturdum ve fısıldadım: “Hanasaku no Jutsu.” Vücudumdan dışarı karga tüyleri fırlarken, yapabileceğim yegane şey Tategami’nin bu genjutsunun etkisi altına girmesini ummaktı. Hızla birkaç adım sağa kayarak olası bir kör saldırının doğrultusundan çekilmeyi amaçladım. Tategami’nin bakışlarından birkaç saniyeliğine bile kurtulabilirsem, Utakata için odaklanabilir ve biraz geri çekilerek aramızdaki mesafeyi açtıktan sonra parmağımı rakibime doğru uzatarak onu tekniğimin etkisi altına alabilirdim. Daha önce bir kez başarılı olmuştu, yeniden olmaması için bir sebep yoktu. Bir önceki seferde, kendi klonumu göstermiştim Tategami’ye. Ancak bu kez aklımdaki şey tamamen farklıydı. Tategami’ye saldıran kişi, Riaru olacaktı. Riaru’nun tüm Yağmur Ülkesi’ndeki prestiji bilinen bir şeydi ve Tategami’nin de Riaru’dan korkmasa bile çekineceğini düşünüyordum. Tekniğimin başarılı olması halinde, kaçışımı başlatmak için harekete geçmek niyetindeydim.
İstesem bile, savaşabilir miydim? Tategami’nin ne denli güçlü olduğuna şahit olmuştum. Sorumu yeniledim kendi kendime. İstesem bile, kaçabilir miydim? Bir klişe olarak hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerken, verdiğim kararların tamamının pragmatist olduğunu bir kez daha görebiliyordum. Yaşamak, ve bir adım daha atabilmek shinobilerin büyük kısmının diline pelesenk ettiği ‘onurlu bir şekilde savaş, onurlu bir şekilde öl’ düsturunun çok daha ilerisindeydi gözümde. Uğruna canlarını verebilecekleri idealleri olan shinobiler için daha kabul edilebilir olmalıydı bu düstur. Ancak benim ideallerim için, yaşamak ve bir adım daha atabilmek her zaman ilk zorunluluktu. Eğer ciddi bir yanılgı içinde değilsem, Ieyasu gerçekten ölmüştü ve burada yapmam gereken her şeyi yapmıştım. Geriye kalan tek şey kaçıp kurtulmaktı. Sorun şuydu ki, kaçabileceğimden emin değildim.
Tategami, gözlerimin önünde Ieyasu’dan tek parça halinde geriye kalabilmiş tek şey olan kellesini saçından tutup bel kemerine bağlarken, yutkundum. İçimde büyümekte olan korkuyu durdurmaya çalışıyordum. Korku, paniğe sebep olurdu. Panik ölüme. Soğukkanlılığımı korursam, bir ihtimal bile olsa yaşama şansım olabilirdi. Olay doğru kararları vermekten geçiyordu yalnızca. Kendime kaçıp gözden kaybolmak için bir fırsat yaratana kadar dövüşmeliydim. Doğru anın gelmesini umacaktım yalnızca. Doğa chakrasının hala vücudumda dolaştığını hissedebiliyordum. Çok fazla zamanım yoktu, ancak olduğum yerde diz çöküp ölümü bekleyecek kadar onurlu değildim.
Tategami’nin vücudunu gözle görülür mor bir chakra dalgası kaplarken, hatamı anlamama yardımcı olmuştu. Yaptığım tahmin tutmamıştı belli ki. Tekerlemeyi doğru söyleyememiştim. Ama şu an ne bu konuda hayıflanacak, ne de alternatif olarak ne yapabileceğimi düşünecek zamanım vardı. Rakibimden yayılan chakra dalgası öyle kuvvetliydi ki savurduğu rüzgar kıyafetlerimi ve saçlarımı savurmaya yetmişti. Son birkaç saniyede ölüm konseptini kafamdan birden fazla kez geçirmiştim. Ancak chakra dalgasının yayılması ve Tategami’nin maskesinin gözlerinin sarı bir şekilde parlamasıyla ilk defa bir milisaniyeliğine de olsa korkumu bastıramadım. ‘Öleceğim.’
Kendimi soğukkanlı kalmaya telkin etmeye çalışsam da, içimde büyümeye başlayan öfke dalgasının kontrolünü yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım. Rasyonaliteyi kaybetmenin ölüm manasına geldiğini biliyordum, ancak aklımda birkaç tonluk bir yük gibi oturmuş olan gerçekten öleceğim fikri beni ele geçirmeye başlamıştı. Öleceksem, rakibime de verebileceğim tüm zararı vererek ölmeliydim belki de. Bir kol ya da bir bacak koparsam bile içimdeki öfke bir nebze olsun dinebilirdi. En son ne zaman bu kadar öfkelenmiştim sahi? Emin değildim. Sakin olmak zorundaydım. Bir plan yapmalıydım. Kaçmak ve bir gün bile olsa daha fazla yaşamak için. Kendi ellerimle öldürdüğüm kardeşim için. Sakin olmak zorundaydım. Öfkemi kontrol altına almalı, doğru şekilde kanalize edip bir kaçış planı oluşturmalıydım.
Tategami’nin kurduğu cümleyi tam olarak duyabildiğimi sanmıyorum. İşittiysem bile, beynim o an o kadar farklı kanalda aktive haldeydi ki, bu sözleri işleyip bir anlam çıkarmaya gücü yetmemişti. Yapabildiğim tek şey, karga keşişi halim sayesinde farkedebildiğim şekilde, üzerime müthiş bir hızla fırlayan Tategami’nin hareketlerini takip edebilmek olmuştu. Aklımdan pek çok farklı senaryo geçti o an. Ve mümkün mertebe sakinliğimi koruyarak, aralarından en doğru geleni uygulamak üzere ellerimle ‘Mi’ mührünü oluşturdum ve fısıldadım: “Hanasaku no Jutsu.” Vücudumdan dışarı karga tüyleri fırlarken, yapabileceğim yegane şey Tategami’nin bu genjutsunun etkisi altına girmesini ummaktı. Hızla birkaç adım sağa kayarak olası bir kör saldırının doğrultusundan çekilmeyi amaçladım. Tategami’nin bakışlarından birkaç saniyeliğine bile kurtulabilirsem, Utakata için odaklanabilir ve biraz geri çekilerek aramızdaki mesafeyi açtıktan sonra parmağımı rakibime doğru uzatarak onu tekniğimin etkisi altına alabilirdim. Daha önce bir kez başarılı olmuştu, yeniden olmaması için bir sebep yoktu. Bir önceki seferde, kendi klonumu göstermiştim Tategami’ye. Ancak bu kez aklımdaki şey tamamen farklıydı. Tategami’ye saldıran kişi, Riaru olacaktı. Riaru’nun tüm Yağmur Ülkesi’ndeki prestiji bilinen bir şeydi ve Tategami’nin de Riaru’dan korkmasa bile çekineceğini düşünüyordum. Tekniğimin başarılı olması halinde, kaçışımı başlatmak için harekete geçmek niyetindeydim.

- GM - Naruto
- Game Master
- Posts: 2903
- Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Son anda yana doğru adımlayarak tekniği aktif ediyorsun.
Tategami dibinde bittiğinde etraftaki karga tüylerinin arasında kalıyor ve sert bir yumruk, ardından kendi etrafında dönen seri bir tekme kombinasyonunu havayı parçalayacak şiddetle icra ediyor. Tekmesi yere inerken karga tüylerinin arasında parlayan sarı kurt gözlerini seçiyorsun, avını arayan.
Bir hayvan kükremesi duyuyorsun ama bu bir sanrı mı, yoksa gerçek mi çok bir fikrin yok.
Gözlerin seni aradığını fark ettiğinde hiç beklemeden tekniği aktif etmek için parmağını kaldırıyorsun. Parmak ve gözler aynı hizaya geldiğinde, chakran hasmının sinir sistemine saldırıya başlıyor.
Göz kırpma kadar kısa bir sürede analitik zekanı işleme koyuyor ve bu kaotik ortamda, üzerindeki bütün chakra dalgalanmasına rağmen rakibini tekniğin etkisi altına almayı başarıyorsun. Daha az zeki olsan, Tategami sana varana kadar tekniği aktif edemeyebilir veya en kötü ihtimalle tekniğin başarısız olabilirdi.
Ancak Riaru'nun yokluktan tezahür edip Tategami'ye saldırana kadarlık sürede avantaj rakibine geçmiş oluyor.
Sen daha parmağını indirmeden mor chakranın sıcaklığını kendi tenketsularında hissetmeye başlıyorsun. Ancak Tategami bir yakın dövüş hamlesine girmek yerine sana adım atarken Uma mührünü yapıyor ve "Katon: Honoo no Tachi!" diye kükrüyor. Ağzından kelimeler dökülürken iki elini de üst üste koyup yere paralel bir hale getiriyor ve dışarı doğru aniden açıyor. Dışarı açarken birden önünde yere paralel bir alev dalgası oluşuyor ve sana doğru, 1-2 metrelik dar bir mesafeden fırlıyor!
Tek bir dalgadan kurtulman normalde çok zor senin için. Keşiş formunda biraz daha şanslısın bu konuda. Ancak havada birden üçe ayrılıyor bu alev dalgası. Bunu görünce yapacak çok bir şeyin olmadığını anlıyorsun.
Bir şekilde kaçınmaya çalışsan da üç tane, beklemediğin şekilde katı bir forma sahip alev dalgası göğsünün ortasına isabet ediyor ve seni bir kaç metre geriye savuruyor.
Çok yüksek bir acı ve yanma hissediyorsun göğsünde ve kendini tekrar başka bir saldırıya hazırlıyorsun. Ancak gelmiyor.
Gözlerini açıp tekrar dengeni sağladığında, Riaru illüzyonunun Tategami'nin dibinde bittiğini görüyorsun. Tategami'nin bakışları oraya kayıyor anlık. "Kansız herif, yardakçınla ölmeye mi geldin?!" diyor yarı insan yarı hayvani bir gürleme ile.
Göz açıp kapayıncaya kadar Tategami'nin chakrası harlanıyor ve sol kürek kemiğinin üstünden mor ve chakradan oluşan devasa bir kemik el fırlıyor ve Riaru'yu yakalıyor. Ele dikkat ettiğinde altı parmaktan oluştuğunu görüyorsun.
Riaru'nun klonunu yakalıyor ve sert bir şekilde sıkarak patlatıyor. Siyah ve amorf bir yapıya dönüşürken Riaru, Tategami sana doğru bakıyor. Gözlerinin kırmızı parladığını seçiyorsun bu mesafeden ve göz bebeklerinin siyah olduğunu görüyorsun. Göz içlerinde garip bir şekil var, üç parçadan oluşan, ancak bu mesafeden ne olduğunu keşiş formunun farkındalığı ile bile anlayamıyorsun.
"Genjutsu..." bir kurdun kükremesine benzer bir ses ile çıkan bu kelimelerin ardından Tategami'nin bütün odağı sana kitleniyor. Göz bebekleri tekrar sarıya dönüyor ancak maskenin altından yayılan öldürme iç güdüsü ve nefret gram azalmıyor. Hatta artmışa benziyor. Chakradan oluşan el ise yok oluyor gözler sarıya dönerken.
Bütün bu olaylar sana inanılmaz bir açık yaratıyor. Tamı tamına 2 saniye. Riaru illüzyonunun Tategami'nin önünde bitmesinden itibaren hareket edebilirsin. Utakata hâlâ aktif.
Tategami dibinde bittiğinde etraftaki karga tüylerinin arasında kalıyor ve sert bir yumruk, ardından kendi etrafında dönen seri bir tekme kombinasyonunu havayı parçalayacak şiddetle icra ediyor. Tekmesi yere inerken karga tüylerinin arasında parlayan sarı kurt gözlerini seçiyorsun, avını arayan.
Bir hayvan kükremesi duyuyorsun ama bu bir sanrı mı, yoksa gerçek mi çok bir fikrin yok.
Gözlerin seni aradığını fark ettiğinde hiç beklemeden tekniği aktif etmek için parmağını kaldırıyorsun. Parmak ve gözler aynı hizaya geldiğinde, chakran hasmının sinir sistemine saldırıya başlıyor.
Göz kırpma kadar kısa bir sürede analitik zekanı işleme koyuyor ve bu kaotik ortamda, üzerindeki bütün chakra dalgalanmasına rağmen rakibini tekniğin etkisi altına almayı başarıyorsun. Daha az zeki olsan, Tategami sana varana kadar tekniği aktif edemeyebilir veya en kötü ihtimalle tekniğin başarısız olabilirdi.
Ancak Riaru'nun yokluktan tezahür edip Tategami'ye saldırana kadarlık sürede avantaj rakibine geçmiş oluyor.
Sen daha parmağını indirmeden mor chakranın sıcaklığını kendi tenketsularında hissetmeye başlıyorsun. Ancak Tategami bir yakın dövüş hamlesine girmek yerine sana adım atarken Uma mührünü yapıyor ve "Katon: Honoo no Tachi!" diye kükrüyor. Ağzından kelimeler dökülürken iki elini de üst üste koyup yere paralel bir hale getiriyor ve dışarı doğru aniden açıyor. Dışarı açarken birden önünde yere paralel bir alev dalgası oluşuyor ve sana doğru, 1-2 metrelik dar bir mesafeden fırlıyor!
Tek bir dalgadan kurtulman normalde çok zor senin için. Keşiş formunda biraz daha şanslısın bu konuda. Ancak havada birden üçe ayrılıyor bu alev dalgası. Bunu görünce yapacak çok bir şeyin olmadığını anlıyorsun.
Bir şekilde kaçınmaya çalışsan da üç tane, beklemediğin şekilde katı bir forma sahip alev dalgası göğsünün ortasına isabet ediyor ve seni bir kaç metre geriye savuruyor.
Çok yüksek bir acı ve yanma hissediyorsun göğsünde ve kendini tekrar başka bir saldırıya hazırlıyorsun. Ancak gelmiyor.
Gözlerini açıp tekrar dengeni sağladığında, Riaru illüzyonunun Tategami'nin dibinde bittiğini görüyorsun. Tategami'nin bakışları oraya kayıyor anlık. "Kansız herif, yardakçınla ölmeye mi geldin?!" diyor yarı insan yarı hayvani bir gürleme ile.
Göz açıp kapayıncaya kadar Tategami'nin chakrası harlanıyor ve sol kürek kemiğinin üstünden mor ve chakradan oluşan devasa bir kemik el fırlıyor ve Riaru'yu yakalıyor. Ele dikkat ettiğinde altı parmaktan oluştuğunu görüyorsun.
Riaru'nun klonunu yakalıyor ve sert bir şekilde sıkarak patlatıyor. Siyah ve amorf bir yapıya dönüşürken Riaru, Tategami sana doğru bakıyor. Gözlerinin kırmızı parladığını seçiyorsun bu mesafeden ve göz bebeklerinin siyah olduğunu görüyorsun. Göz içlerinde garip bir şekil var, üç parçadan oluşan, ancak bu mesafeden ne olduğunu keşiş formunun farkındalığı ile bile anlayamıyorsun.
"Genjutsu..." bir kurdun kükremesine benzer bir ses ile çıkan bu kelimelerin ardından Tategami'nin bütün odağı sana kitleniyor. Göz bebekleri tekrar sarıya dönüyor ancak maskenin altından yayılan öldürme iç güdüsü ve nefret gram azalmıyor. Hatta artmışa benziyor. Chakradan oluşan el ise yok oluyor gözler sarıya dönerken.
Bütün bu olaylar sana inanılmaz bir açık yaratıyor. Tamı tamına 2 saniye. Riaru illüzyonunun Tategami'nin önünde bitmesinden itibaren hareket edebilirsin. Utakata hâlâ aktif.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
- Komaeda Togami
- Kaçak
- Posts: 178
- Joined: September 3rd, 2018, 11:12 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Tekniğimin hayata geçişi ve yana doğru attığım adım, hemen hemen aynı anda gerçekleşmiş ve beni muhtemel öldürücü bir darbeden kurtarmayı başarmıştı. Bir yumruk ve dönen tekmeden oluşan kombinasyon hayali karga tüylerini yarıp geçerken öldürme arzusuyla parlayan sarı gözleri seçmekte hiç zorlanmıyordum. Bu hem kötü, hem de iyiydi. Kötüydü, çünkü kafasını karıştırmış olmama rağmen odağını benden asla ayırmıyordu. İyiydi, çünkü Utakata tekniğimi uygulamak için bana fırsat yaratıyordu. Duyduğum hayvani kükremenin gerçekliğinden ise emin değildim. Tategami de bir çeşit korku temelli genjutsu mu uyguluyordu üzerimde? Yoksa gerçekten hayvani bir çeşit kurt-insan melezi olmasını sağlayan bir güce mi sahipti? İnsanların pek çok korkunç ses çıkardığına şahit olmuştum şu ana dek. Ancak gerçekten uluyan ve kükreyen bir insan pek görülmüş bir şey değildi. Altında farklı bir güç veya teknik yatıyor olmalıydı, ancak ne olduğunu henüz çözebilmiş değildim.
Parmağım ve Tategami’nin sarı gözleri temas ettiği anda, efektif olarak chakramın Tategami’nin duyularına etki ettiğini farketmiş ve tekniğimin başarılı olduğunu anlamıştım. Ancak bu, bana olduğu kadar rakibime de avantaj sağlamış gibi gözüküyordu. Daha parmağımı indirmeye bile fırsat bulamamışken tüm vücudumun yakıcı mor chakrayla iştirakını hissettim. Tenketsu noktalarım adeta alev almış gibiydiler. Acıyla yüzümü buruşturmamak için zar zor tutabildim kendimi. Konsantrasyonumun bir anlığına bile bozulması ölümle sonuçlanabilirdi. Ölmek gibi bir lüksüm ise yoktu.
Tüm vücudumda hissettiğim kavurucu his ve tekniğim için odaklanma sürem kurt maskeli shinobiye bana bir adım yaklaşma ve el mührünü aktif ederek tekniğini ateşleme fırsatı vermişti. Ellerini göğsünün önünde yere paralel bir şekilde üst üste koyduktan sonra aniden dışarı açmış, dışarı açılan bu ellerden adeta katılaşmış bir alev kütlesi bu kadar kısa bir mesafeden üzerime fırlamıştı. Karga keşişi halimle bile bu denli yakın mesafeden böylesi kuvvetli ve hızlı bir tekniğe karşı koymak yeterince zorken, alev dalgasının üçe ayrılması kaderimi kabullenmeme vesile olmuştu. Alev dalgaları göğsümün ortasından vurup halihazırda hissetmekte oluğum kavurucu sıcağı tek bir odakta ve yüzlerce kat güçlü hale getirirken geriye doğru kuvvetle fırlatıldığımı hissettim. Bir sonraki saldırıyı karşılamak için kontrolsüzce gözlerimi sıkıca yumsam bile, ikinci bir darbe gelmedi. Bunun üzerine kendimi toparlamaya çalışıp gözlerimi yeniden açarken, acıya rağmen dengemi kurmaya ve pozisyon almaya çalıştım. Dizlerim bükük ve yere çömelmiş bir şekilde, bir elimle yerden destek alarak dengemi kurabildiğimde, Riaru figürünün Tategami’nin önünde belirdiğini ve rakibimin tüm odağının hayali Riaru’ya yöneldiğini gördüm.
Avantaj hala –fazlasıyla- Tategami’de olmasına rağmen, sahip olduğum birkaç saniyelik boşluk bile bu dövüşün kaderini değiştirebileceği için tamamen odaklanmaya karar verdim. Aklımı kullanmak zorundaydım. Fiziki olarak yeterince güçlü değildim belki, rakibime doğru dürüst zarar bile verememiştim ancak kafamla hareket etmem bu dövüşten sağ çıkabilmek için yegane seçeneğimdi. En kudretli silahım. Aklımdan hızlıca Tategami’nin kabiliyetlerini geçirmeye başladım. Öncelikle insan üstü bir hızı ve fiziksel gücü vardı. Farkındalığı nispeten fena olmayan bir shinobi olarak, karga keşişi halimde olmasam gözlerimle takip edemeyeceğim bir hız. Bariz bir taijutsu stili kullandığını tespit etmemiştim. Gerçi taijutsu uzmanlık alanım değildi, ancak fiziksel yetileri ve becerileri sayesinde spesifik bir stile ağırlık vermeden de üstünlük sağlayabilen bir shinobi olduğunu farketmek oldukça kolaydı. Suiton, fuuton ve katon elementlerine sahip olduğunu biliyordum. Doğru zamanlarda, doğru teknikleri uygulayarak beni bir şekilde baskılamayı başarmıştı. Ninjutsu repertuarında görmediğim teknikler olduğuna da oldukça emindim. Ayrıca zeki bir shinobi olduğu su götürmezdi. Ona kurduğum tuzağı erken farkedip doğru bir hamleyle foyamı ortaya çıkarmış, karşı bir tuzakla beni az kalsın saf dışı bırakmayı başarabilmişti. Tabii bu, Ieyasu’nun canına malolmuştu. Ancak tam olarak bu noktada, anlayamadığım noktalar su yüzüne çıkmaya başlıyordu.
Tategami’nin bakışları genjutsu Riaru’ya odaklanmış ve yarı hayvani bir gürleme ile ona ölüme gelip gelmediğini sorarken, anlayamadığım noktaları kafamda birleştirmeye çalıştım. Öncelikle Ieyasu konusu vardı. Dövüşümüzün başından sonlarına kadar Tategami’nin yegane odağı beni öldürmekten çok Ieyasu’yu korumak üzerine olmuştu. Peki bu yalnızca Ieyasu’yu olası bir tuzakla karşılaşması halinde yem olarak kullanmak için miydi? Anlam veremediğim en büyük nokta buydu belki de. Ieyasu’nun hakamasının içindeki kıyafetin tamamen patlayıcı parşomenlerden oluşuyor olması ise ayrı bir bilinmezlikti. Yağmur Ülkesi’nde geçirdiğim yıllardan kaynaklı az çok bildiğim kadarıyla Ieyasu açgözlü ve hırslı bir adamdı. Tategami ise onun bir numaralı adamı ve sağ koluydu. Tategami’nin olası bir dövüşünde feda edilmek üzere bir canlı bomba haline gelmiş olmasına herhangi mantıklı bir açıklama bulamıyordum. Ieyasu ne giydiğinin farkında değil miydi? Bir çeşit genjutsunun etkisi altında mıydı? Yoksa tüm bu olup bitenler yalnızca benim kafamda mı gerçekleşmişti? Ieyasu aslında yaşıyordu ve bir genjutsu ile öldüğüne mi ikna edilmiştim? İhtimaller dahilinde olsa bile, kafama bir türlü yatmıyordu bu durum. Tategami’yi şans diyebileceğimden daha fazla kez genjutsu etkisi altına almayı başarabilmiştim. Genjutsu, zayıf olduğunu öngörebildiğim bir noktaydı. Ayrıca bir genjutsu etkisi altında olduğumu hiç hissetmemiştim dövüşümüz boyunca. Kolay kolay genjutsu etkisinde kalmayacağımı ise biliyordum. Dahası, daha çok yeni şiddetli bir acıya maruz kalmıştım ve basit bir genjutsunun böylesi bir acıya maruz kaldığımda kırılmasını beklerdim. Kısacası, Ieyasu’nun ölümünün bir genjutsu olmadığına yüzde yüze yakın oranlarda emindim. Ama bu işi daha kompleks hale getiriyordu. Ieyasu, neden Tategami için ölmüştü? Tategami kimdi? Efsanevi Tadayasu’nun oğlunu sahneye atıp, olayları arkadan bir kukla ustası misali yöneten kişi Tategami olabilir miydi?
Bir diğer konu ise, mor chakra dalgalanmalarıydı. Yerden destek almayan boştaki elimi uyluğuma bağlı ekipman çantama götürürken Tategami’nin sol kürek kemiği üzerinde aniden beliren mor hareli, altı parmaklı devasa kemik el Riaru’ya saldırıya geçtiğinde bunun bir anomali olduğuna bir kez daha şahit oldum. Daha önce, mor chakra dalgası tarafından adeta yakılmıştım. Şimdi ise, alenen fiziksel bir görünüme kavuşup fiziksel bir saldırı yapabildiğine şahit oluyordum. Gözleri ise az öncekinin aksine sarı değil, kırmızı bir şekilde parlıyordu ve gözlerinin içinde garip, siyah noktalar seçebilmiştim. Sarı gözler, kırmızı gözler, fiziksel form edinebilen ve ‘zarar verebilen’ mor chakra. Hayatımda belki de ilk kez, merağım yaşama içgüdümün önüne geçiyordu. Ancak hayatta kalamazsam, Tategami’ye dair soru işaretlerimin asla yanıt bulamayacağının da farkındaydım. Beynimin tüm gücünü kullanarak çıkarım yapmaya çalışırken halihazırda sahip olduğum zamanın bir kısmını kaybetmiştim bile. Ancak olayların kafamda bir miktar bile netleşmesi ve hareket planımı belirleyebilmem açısından çok değerli bir yatırımdı bu.
Tategami’nin omzundan çıkan altı parmaklı ve mor chakrayla bezeli kemik el Riaru’yu sıkıp paramparça ederken, ekipman çantamdan aldığım sis bombasını ikimizin arasına denk gelecek şekilde hızla yere savurdum ve planıma başladım. Amacım az önce durduğum pozisyondan sol çaprazıma doğru bir yay çizerek ilerlemek ve Tategami’nin saldırı doğrultusundan çıkmak, aynı zamanda ona bir şekilde arkadan yaklaşabilmekti. Karga keşişi halimin artık çok kısa bir süresinin kaldığını biliyordum, ancak o kısa sürede sahip olduğum farkındalık sayesinde siste avantaj elde edebilirdim. Olayın tüm gizemleri bir yana, elimde net kabul edebileceğim veriler şunlardı. Bir; fiziksel olarak asla onunla boy ölçüşemeyecek olsam da genjutsu konusunda zayıftı ve genjutsu benim en iyi olduğum konulardan biriydi. Bu sebeple illüzyon sanatı üzerinden devam etmem gerekiyordu. Az önce Riaru’yu paramparça etmiş ve içinde bulunduğu genjutsuyu kavramış olmasına rağmen chakramın hala Tategami’ye saldırmaya devam ettiğini hissedebiliyordum, bu sebeple Utakata’nın bozulmadığına emindim. Genjutsu’yu kıramamıştı –ya da kendi isteğiyle kırmamıştı, ancak gerçek buysa zaten herhangi bir şansım olacağını düşünmüyordum, bu sebeple bu ihtimali masadan kaldırmaya karar verdim-. İki; gözleri belli ki çok özeldi ve daha önce böyle bir şeyle karşılaştığıma emin değildim ancak herhangi bir engel söz konusu olduğunda engelin arkasını net bir şekilde göremeyip körleme daldığına şahit olmuştum. Bu yüzden aramızdaki sis bariyeri bana kısa bir süre daha kazandırabilirdi.
Chakra yoğurmama sebep olabilecek herhangi bir teknikten kaçınmaya kararlıydım. Genjutsum aktif olduğu sürece, karga keşişi halim sonlansa bile tamamen dezavantajlı olmayacağımı düşünüyordum. Elimde kalan yegane şey ise, sıradan shinobi ekipmanlarıydı. Tarih boyunca süregelmiş tüm dövüş ve savaşlarda bir shinobinin en sadık dostları. El becerim biraz daha iyi olsa, shinobi ekipman çantamdaki misinanın her iki ucuna birer kunai bağlayarak bir çeşit tuzak oluşturabileceğimin farkındaydım ancak buna yeltenmeye niyetlenmedim bile. En ufak hatalı hareketimde sonumun gelebileceğini biliyordum. Yapacağım yegane şey, sisin içerisinde hareket ederek Tategami’nin yolundan çekilmek ve gözleriyle beni farketmeyeceğini umarak farkındalığımı kullanıp onu gafil avlayabileceğim bir pozisyona getirmekti. Riaru az sonra yeniden oluşup Tategami’nin tepesine çökecekti ve bir anlığına bile bir boşluk yakalamam halinde planımın bir sonraki aşamasına geçmeyi umuyordum.
Parmağım ve Tategami’nin sarı gözleri temas ettiği anda, efektif olarak chakramın Tategami’nin duyularına etki ettiğini farketmiş ve tekniğimin başarılı olduğunu anlamıştım. Ancak bu, bana olduğu kadar rakibime de avantaj sağlamış gibi gözüküyordu. Daha parmağımı indirmeye bile fırsat bulamamışken tüm vücudumun yakıcı mor chakrayla iştirakını hissettim. Tenketsu noktalarım adeta alev almış gibiydiler. Acıyla yüzümü buruşturmamak için zar zor tutabildim kendimi. Konsantrasyonumun bir anlığına bile bozulması ölümle sonuçlanabilirdi. Ölmek gibi bir lüksüm ise yoktu.
Tüm vücudumda hissettiğim kavurucu his ve tekniğim için odaklanma sürem kurt maskeli shinobiye bana bir adım yaklaşma ve el mührünü aktif ederek tekniğini ateşleme fırsatı vermişti. Ellerini göğsünün önünde yere paralel bir şekilde üst üste koyduktan sonra aniden dışarı açmış, dışarı açılan bu ellerden adeta katılaşmış bir alev kütlesi bu kadar kısa bir mesafeden üzerime fırlamıştı. Karga keşişi halimle bile bu denli yakın mesafeden böylesi kuvvetli ve hızlı bir tekniğe karşı koymak yeterince zorken, alev dalgasının üçe ayrılması kaderimi kabullenmeme vesile olmuştu. Alev dalgaları göğsümün ortasından vurup halihazırda hissetmekte oluğum kavurucu sıcağı tek bir odakta ve yüzlerce kat güçlü hale getirirken geriye doğru kuvvetle fırlatıldığımı hissettim. Bir sonraki saldırıyı karşılamak için kontrolsüzce gözlerimi sıkıca yumsam bile, ikinci bir darbe gelmedi. Bunun üzerine kendimi toparlamaya çalışıp gözlerimi yeniden açarken, acıya rağmen dengemi kurmaya ve pozisyon almaya çalıştım. Dizlerim bükük ve yere çömelmiş bir şekilde, bir elimle yerden destek alarak dengemi kurabildiğimde, Riaru figürünün Tategami’nin önünde belirdiğini ve rakibimin tüm odağının hayali Riaru’ya yöneldiğini gördüm.
Avantaj hala –fazlasıyla- Tategami’de olmasına rağmen, sahip olduğum birkaç saniyelik boşluk bile bu dövüşün kaderini değiştirebileceği için tamamen odaklanmaya karar verdim. Aklımı kullanmak zorundaydım. Fiziki olarak yeterince güçlü değildim belki, rakibime doğru dürüst zarar bile verememiştim ancak kafamla hareket etmem bu dövüşten sağ çıkabilmek için yegane seçeneğimdi. En kudretli silahım. Aklımdan hızlıca Tategami’nin kabiliyetlerini geçirmeye başladım. Öncelikle insan üstü bir hızı ve fiziksel gücü vardı. Farkındalığı nispeten fena olmayan bir shinobi olarak, karga keşişi halimde olmasam gözlerimle takip edemeyeceğim bir hız. Bariz bir taijutsu stili kullandığını tespit etmemiştim. Gerçi taijutsu uzmanlık alanım değildi, ancak fiziksel yetileri ve becerileri sayesinde spesifik bir stile ağırlık vermeden de üstünlük sağlayabilen bir shinobi olduğunu farketmek oldukça kolaydı. Suiton, fuuton ve katon elementlerine sahip olduğunu biliyordum. Doğru zamanlarda, doğru teknikleri uygulayarak beni bir şekilde baskılamayı başarmıştı. Ninjutsu repertuarında görmediğim teknikler olduğuna da oldukça emindim. Ayrıca zeki bir shinobi olduğu su götürmezdi. Ona kurduğum tuzağı erken farkedip doğru bir hamleyle foyamı ortaya çıkarmış, karşı bir tuzakla beni az kalsın saf dışı bırakmayı başarabilmişti. Tabii bu, Ieyasu’nun canına malolmuştu. Ancak tam olarak bu noktada, anlayamadığım noktalar su yüzüne çıkmaya başlıyordu.
Tategami’nin bakışları genjutsu Riaru’ya odaklanmış ve yarı hayvani bir gürleme ile ona ölüme gelip gelmediğini sorarken, anlayamadığım noktaları kafamda birleştirmeye çalıştım. Öncelikle Ieyasu konusu vardı. Dövüşümüzün başından sonlarına kadar Tategami’nin yegane odağı beni öldürmekten çok Ieyasu’yu korumak üzerine olmuştu. Peki bu yalnızca Ieyasu’yu olası bir tuzakla karşılaşması halinde yem olarak kullanmak için miydi? Anlam veremediğim en büyük nokta buydu belki de. Ieyasu’nun hakamasının içindeki kıyafetin tamamen patlayıcı parşomenlerden oluşuyor olması ise ayrı bir bilinmezlikti. Yağmur Ülkesi’nde geçirdiğim yıllardan kaynaklı az çok bildiğim kadarıyla Ieyasu açgözlü ve hırslı bir adamdı. Tategami ise onun bir numaralı adamı ve sağ koluydu. Tategami’nin olası bir dövüşünde feda edilmek üzere bir canlı bomba haline gelmiş olmasına herhangi mantıklı bir açıklama bulamıyordum. Ieyasu ne giydiğinin farkında değil miydi? Bir çeşit genjutsunun etkisi altında mıydı? Yoksa tüm bu olup bitenler yalnızca benim kafamda mı gerçekleşmişti? Ieyasu aslında yaşıyordu ve bir genjutsu ile öldüğüne mi ikna edilmiştim? İhtimaller dahilinde olsa bile, kafama bir türlü yatmıyordu bu durum. Tategami’yi şans diyebileceğimden daha fazla kez genjutsu etkisi altına almayı başarabilmiştim. Genjutsu, zayıf olduğunu öngörebildiğim bir noktaydı. Ayrıca bir genjutsu etkisi altında olduğumu hiç hissetmemiştim dövüşümüz boyunca. Kolay kolay genjutsu etkisinde kalmayacağımı ise biliyordum. Dahası, daha çok yeni şiddetli bir acıya maruz kalmıştım ve basit bir genjutsunun böylesi bir acıya maruz kaldığımda kırılmasını beklerdim. Kısacası, Ieyasu’nun ölümünün bir genjutsu olmadığına yüzde yüze yakın oranlarda emindim. Ama bu işi daha kompleks hale getiriyordu. Ieyasu, neden Tategami için ölmüştü? Tategami kimdi? Efsanevi Tadayasu’nun oğlunu sahneye atıp, olayları arkadan bir kukla ustası misali yöneten kişi Tategami olabilir miydi?
Bir diğer konu ise, mor chakra dalgalanmalarıydı. Yerden destek almayan boştaki elimi uyluğuma bağlı ekipman çantama götürürken Tategami’nin sol kürek kemiği üzerinde aniden beliren mor hareli, altı parmaklı devasa kemik el Riaru’ya saldırıya geçtiğinde bunun bir anomali olduğuna bir kez daha şahit oldum. Daha önce, mor chakra dalgası tarafından adeta yakılmıştım. Şimdi ise, alenen fiziksel bir görünüme kavuşup fiziksel bir saldırı yapabildiğine şahit oluyordum. Gözleri ise az öncekinin aksine sarı değil, kırmızı bir şekilde parlıyordu ve gözlerinin içinde garip, siyah noktalar seçebilmiştim. Sarı gözler, kırmızı gözler, fiziksel form edinebilen ve ‘zarar verebilen’ mor chakra. Hayatımda belki de ilk kez, merağım yaşama içgüdümün önüne geçiyordu. Ancak hayatta kalamazsam, Tategami’ye dair soru işaretlerimin asla yanıt bulamayacağının da farkındaydım. Beynimin tüm gücünü kullanarak çıkarım yapmaya çalışırken halihazırda sahip olduğum zamanın bir kısmını kaybetmiştim bile. Ancak olayların kafamda bir miktar bile netleşmesi ve hareket planımı belirleyebilmem açısından çok değerli bir yatırımdı bu.
Tategami’nin omzundan çıkan altı parmaklı ve mor chakrayla bezeli kemik el Riaru’yu sıkıp paramparça ederken, ekipman çantamdan aldığım sis bombasını ikimizin arasına denk gelecek şekilde hızla yere savurdum ve planıma başladım. Amacım az önce durduğum pozisyondan sol çaprazıma doğru bir yay çizerek ilerlemek ve Tategami’nin saldırı doğrultusundan çıkmak, aynı zamanda ona bir şekilde arkadan yaklaşabilmekti. Karga keşişi halimin artık çok kısa bir süresinin kaldığını biliyordum, ancak o kısa sürede sahip olduğum farkındalık sayesinde siste avantaj elde edebilirdim. Olayın tüm gizemleri bir yana, elimde net kabul edebileceğim veriler şunlardı. Bir; fiziksel olarak asla onunla boy ölçüşemeyecek olsam da genjutsu konusunda zayıftı ve genjutsu benim en iyi olduğum konulardan biriydi. Bu sebeple illüzyon sanatı üzerinden devam etmem gerekiyordu. Az önce Riaru’yu paramparça etmiş ve içinde bulunduğu genjutsuyu kavramış olmasına rağmen chakramın hala Tategami’ye saldırmaya devam ettiğini hissedebiliyordum, bu sebeple Utakata’nın bozulmadığına emindim. Genjutsu’yu kıramamıştı –ya da kendi isteğiyle kırmamıştı, ancak gerçek buysa zaten herhangi bir şansım olacağını düşünmüyordum, bu sebeple bu ihtimali masadan kaldırmaya karar verdim-. İki; gözleri belli ki çok özeldi ve daha önce böyle bir şeyle karşılaştığıma emin değildim ancak herhangi bir engel söz konusu olduğunda engelin arkasını net bir şekilde göremeyip körleme daldığına şahit olmuştum. Bu yüzden aramızdaki sis bariyeri bana kısa bir süre daha kazandırabilirdi.
Chakra yoğurmama sebep olabilecek herhangi bir teknikten kaçınmaya kararlıydım. Genjutsum aktif olduğu sürece, karga keşişi halim sonlansa bile tamamen dezavantajlı olmayacağımı düşünüyordum. Elimde kalan yegane şey ise, sıradan shinobi ekipmanlarıydı. Tarih boyunca süregelmiş tüm dövüş ve savaşlarda bir shinobinin en sadık dostları. El becerim biraz daha iyi olsa, shinobi ekipman çantamdaki misinanın her iki ucuna birer kunai bağlayarak bir çeşit tuzak oluşturabileceğimin farkındaydım ancak buna yeltenmeye niyetlenmedim bile. En ufak hatalı hareketimde sonumun gelebileceğini biliyordum. Yapacağım yegane şey, sisin içerisinde hareket ederek Tategami’nin yolundan çekilmek ve gözleriyle beni farketmeyeceğini umarak farkındalığımı kullanıp onu gafil avlayabileceğim bir pozisyona getirmekti. Riaru az sonra yeniden oluşup Tategami’nin tepesine çökecekti ve bir anlığına bile bir boşluk yakalamam halinde planımın bir sonraki aşamasına geçmeyi umuyordum.

- GM - Naruto
- Game Master
- Posts: 2903
- Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Sis bombasını salladığın gibi sol tarafa doğru hareket ediyorsun sisin içerisinde. Amacın sisin içerisinde çok da merkeze yaklaşmadan hareket edip, Tategami'nin muhtemel saldırı açısından çıkmak oluyor. Bunu başardığını düşündüğün vakit, aniden sis küresi yok oluyor beklemediğin bir şekilde!
Bir an sonra, bunun Tategami tarafından gerçekleştirilen sert bir chakra salınımı olduğunu anlıyorsun. Tek bir hamlesi ile, biraz hunharca chakra harcayıp tüm sisi dağıtmış durumda. Saçların ve giysilerin dalgalanırken, Tategami ile yüz yüze geliyorsun.
Normal şartlar altında bir shinobinin bu kadar efektif bir salınım yapması mümkün değil ama demek ki Kekkei Genkai'si veya geliştirdiği özel bir yetenek ona bunu bahşediyor. Bu noktaya pek takılmıyorsun, zira imkansız değil. Nadir, ama imkansız değil. Aklını kurcalayıp canını sıkan şey ise chakranın miktarı. Nasıl bir chakra rezervi var ki bu adam bu kadar savurgan olabiliyor? Asıl seni şaşırtan nokta bu oluyor.
Sen Tategami ile yüz yüze geldiğin anda, Riaru'ya tekrar bürünüyor siyah balçık ve Tategami'ye doğru kısa mesafeden bir kaç adım atıyor. O esnada, harlayan chakra ile beraber Tategami'nin gözleri tekrar kırmızı halelerle kaplanıyor ve sol kürek kemiğinden tekrar altı parmaklı devasa kemik el fışkırıyor. Ona arkadan saldıran Riaru illüzyonunu yakalamaya çalışıyor ancak illüzyon eğilerek bundan kurtuluyor. Ardından, keskin tırnakları ile bir kesme hamlesi yapıyor ona. Geriye sendeliyor göğsü çizilen illüzyon, ardından çıkardığı bir kunai ile ele saldırıyor. Sağdan sola seri çizikler ve kesiler yapıyor ters tuttuğu kunai ile, ardından etrafında dönerek sert bir tekme oturtuyor ele. El ise onu çizmeye, yakalamaya çalışmaya devam ediyor. Arada hasar almaya devam ediyor illüzyon. Bir noktadan sonra tekrar yok olacak gibi.
Tategami ise bunlar olurken tamamen sana odaklı. Dönüp illüzyona bakmıyor bile. Kısa bir el mührü bitirmiş oluyor sis dağılırken, sen ise o anda ayaklarına chakra yüklüyorsun her ihtimale karşı. Aranızda bir 6-7 metre kadar mesafe var.
"Doton: Ganseki Fuusha!"
Tategami kükreyerek sol ayağını yere vuruyor ve yerden sana doğru zemin çatlıyor, ardından sağdan ve soldan aşırı hızlı bir şekilde yükselen beton parçaları üstüne kapanmaya çalışıyor. Yukarı zıplıyorsun, az önce bulunduğun yere bir tostun iki parçası gibi kapanan betonun üzerine konuveriyorsun. Çatıda delikler oluşmaya başlıyor.
Tategami bu sefer sağ ayağını yere vuruyor ve neredeyse çatının her yerinden kopan parçalar havaya kalkıp sana doğru hücum etmeye başlıyor! Bu betonlar o kadar hızlı bir şekilde hareket ediyorlar ki, sadece karga formuna dönüşmeyi akıl edebiliyorsun bu kısa saniyeler içerisinde.
Bir manyetik alana maruz kalmışlar gibi sana doğru hücum eden taşların arasından karga sürüsü formun sıryılıyor. Bina yıkılacak kadar parçalanmaya başlıyor ve bir iskelet kalıyor resmen sadece. Molozların arasından aşağı düşen Riaru illüzyonu, bir noktadan sonra balçığa dönüşerek tekrar Tategami'ye uçarak hücum etmek için hareketleniyor.
Tategami ise sana doğru uçmaya hazırlanan bir taşı omzundaki kol ile tutuyor ve sana doğru fırlıyor. Teknik bütün bir binayı parçaladıktan sonra duruyor, hep beraber üçüncü kattan aşağı düşmeye başlıyorsunuz.
Sen kısa bir süre sonra aşağı düşen bir taşın üzerinde cisimlendiğinde Tategami dibinde bitmiş oluyor. O esnada Tategami'ye fırlayan illüzyondan balçık havada Riaru'ya dönüşürken kol onu yakalıyor ve uzaktaki bir taşa sümük gibi fırlatıyor. Riaru taşa yapışıp tekrar bir balçığa dönüşüyor.
Bu esnada dibinde biten Tategami ile kısa bir Taijutsu'ya kitleniyorsunuz. Sağ elinin tersini senin sağ yanağına dıştan yanlamasına vurmaya kalkıyor. Keşiş formunun getirdiği çeviklik ile bunu bloklarken karın boşluğuna bir tekme deniyorsun. Tategami ise kendi tekmesini senin uyluğuna denk getirerek bunu blokluyor. Ardından, bloklanmış eli ile senin bloklayan elini sert bir şekilde kavrıyor ve anlık kendine çekiyor. İstemsizce yarım adım öne gelirken çok sert bir kafa atıyor sana!
Burnunun "çıt" ettiğini hissediyorsun ancak acı hissetmeye vaktin yok. Keşiş formun zaten bunu engelliyor form becerini doğaüstü olarak arttırdığı için. Fakat form kapandığında hissedeceğini biliyorsun.
Can havli ile Tategami'nin böbreklerinin yanına sağdan ve soldan vurarak onu anlık geriye sendeletirken, tekrar karga formuna bürünüyorsun.
Bütün molozlar yere çakılırken sen yıkıntıların arasından karga sürünle çıkıyorsun. Etrafa yayılan büyük toz bulutunun arasından fışkırıyor ve 10 metre kadar uzağa doğru yol alıp, bir dört yol ağzının ortasında cisimleniyorsun. O esnada Tategami de koca eli ile aldığı destek ile kendini fırlatıyor ve dibine düşmeye hazırlanıyor. Bu esnada olduğun yere 4 adet kunai fırlattığını fark ediyorsun son anda.
Arkasında kos koca bina yıkılmasının son demlerini yaşıyor.
Keşiş formunun bir dakika on beş saniye daha yolunun olduğunu hissediyorsun.
Utakata hâlâ odağını ve chakranı tüketmekte fakat karga formuna büründüğün için Utakata bozulmak üzere, kendini bir saniye kadar odaklayıp dinginleştirebilirsen tekniği devam ettirebilirsin gibi. Ama bunu önündeki bir kaç saniye içerisinde yapmazsan tekniğin bozulacak. Senden daha az zeki veya daha az varlığına hükmedebilen biri için muhtemelen çoktan bozulurdu teknik.
Beynin sana bu karşılaşmanın gidişatının iyi olmadığını söylüyor. Alarm çanları senin için çalmakta. Keşiş formun kapandığında Tategami'nin hamlelerine cevap verebilecek bir noktada olmayacağını biliyorsun. Ki konu o noktaya gelmeden bile her an her şey olabilir, birden üstünlüğü kaybedip çok kötü sonuçlarla karşılaşabilirsin.
Bir an sonra, bunun Tategami tarafından gerçekleştirilen sert bir chakra salınımı olduğunu anlıyorsun. Tek bir hamlesi ile, biraz hunharca chakra harcayıp tüm sisi dağıtmış durumda. Saçların ve giysilerin dalgalanırken, Tategami ile yüz yüze geliyorsun.
Normal şartlar altında bir shinobinin bu kadar efektif bir salınım yapması mümkün değil ama demek ki Kekkei Genkai'si veya geliştirdiği özel bir yetenek ona bunu bahşediyor. Bu noktaya pek takılmıyorsun, zira imkansız değil. Nadir, ama imkansız değil. Aklını kurcalayıp canını sıkan şey ise chakranın miktarı. Nasıl bir chakra rezervi var ki bu adam bu kadar savurgan olabiliyor? Asıl seni şaşırtan nokta bu oluyor.
Sen Tategami ile yüz yüze geldiğin anda, Riaru'ya tekrar bürünüyor siyah balçık ve Tategami'ye doğru kısa mesafeden bir kaç adım atıyor. O esnada, harlayan chakra ile beraber Tategami'nin gözleri tekrar kırmızı halelerle kaplanıyor ve sol kürek kemiğinden tekrar altı parmaklı devasa kemik el fışkırıyor. Ona arkadan saldıran Riaru illüzyonunu yakalamaya çalışıyor ancak illüzyon eğilerek bundan kurtuluyor. Ardından, keskin tırnakları ile bir kesme hamlesi yapıyor ona. Geriye sendeliyor göğsü çizilen illüzyon, ardından çıkardığı bir kunai ile ele saldırıyor. Sağdan sola seri çizikler ve kesiler yapıyor ters tuttuğu kunai ile, ardından etrafında dönerek sert bir tekme oturtuyor ele. El ise onu çizmeye, yakalamaya çalışmaya devam ediyor. Arada hasar almaya devam ediyor illüzyon. Bir noktadan sonra tekrar yok olacak gibi.
Tategami ise bunlar olurken tamamen sana odaklı. Dönüp illüzyona bakmıyor bile. Kısa bir el mührü bitirmiş oluyor sis dağılırken, sen ise o anda ayaklarına chakra yüklüyorsun her ihtimale karşı. Aranızda bir 6-7 metre kadar mesafe var.
"Doton: Ganseki Fuusha!"
Tategami kükreyerek sol ayağını yere vuruyor ve yerden sana doğru zemin çatlıyor, ardından sağdan ve soldan aşırı hızlı bir şekilde yükselen beton parçaları üstüne kapanmaya çalışıyor. Yukarı zıplıyorsun, az önce bulunduğun yere bir tostun iki parçası gibi kapanan betonun üzerine konuveriyorsun. Çatıda delikler oluşmaya başlıyor.
Tategami bu sefer sağ ayağını yere vuruyor ve neredeyse çatının her yerinden kopan parçalar havaya kalkıp sana doğru hücum etmeye başlıyor! Bu betonlar o kadar hızlı bir şekilde hareket ediyorlar ki, sadece karga formuna dönüşmeyi akıl edebiliyorsun bu kısa saniyeler içerisinde.
Bir manyetik alana maruz kalmışlar gibi sana doğru hücum eden taşların arasından karga sürüsü formun sıryılıyor. Bina yıkılacak kadar parçalanmaya başlıyor ve bir iskelet kalıyor resmen sadece. Molozların arasından aşağı düşen Riaru illüzyonu, bir noktadan sonra balçığa dönüşerek tekrar Tategami'ye uçarak hücum etmek için hareketleniyor.
Tategami ise sana doğru uçmaya hazırlanan bir taşı omzundaki kol ile tutuyor ve sana doğru fırlıyor. Teknik bütün bir binayı parçaladıktan sonra duruyor, hep beraber üçüncü kattan aşağı düşmeye başlıyorsunuz.
Sen kısa bir süre sonra aşağı düşen bir taşın üzerinde cisimlendiğinde Tategami dibinde bitmiş oluyor. O esnada Tategami'ye fırlayan illüzyondan balçık havada Riaru'ya dönüşürken kol onu yakalıyor ve uzaktaki bir taşa sümük gibi fırlatıyor. Riaru taşa yapışıp tekrar bir balçığa dönüşüyor.
Bu esnada dibinde biten Tategami ile kısa bir Taijutsu'ya kitleniyorsunuz. Sağ elinin tersini senin sağ yanağına dıştan yanlamasına vurmaya kalkıyor. Keşiş formunun getirdiği çeviklik ile bunu bloklarken karın boşluğuna bir tekme deniyorsun. Tategami ise kendi tekmesini senin uyluğuna denk getirerek bunu blokluyor. Ardından, bloklanmış eli ile senin bloklayan elini sert bir şekilde kavrıyor ve anlık kendine çekiyor. İstemsizce yarım adım öne gelirken çok sert bir kafa atıyor sana!
Burnunun "çıt" ettiğini hissediyorsun ancak acı hissetmeye vaktin yok. Keşiş formun zaten bunu engelliyor form becerini doğaüstü olarak arttırdığı için. Fakat form kapandığında hissedeceğini biliyorsun.
Can havli ile Tategami'nin böbreklerinin yanına sağdan ve soldan vurarak onu anlık geriye sendeletirken, tekrar karga formuna bürünüyorsun.
Bütün molozlar yere çakılırken sen yıkıntıların arasından karga sürünle çıkıyorsun. Etrafa yayılan büyük toz bulutunun arasından fışkırıyor ve 10 metre kadar uzağa doğru yol alıp, bir dört yol ağzının ortasında cisimleniyorsun. O esnada Tategami de koca eli ile aldığı destek ile kendini fırlatıyor ve dibine düşmeye hazırlanıyor. Bu esnada olduğun yere 4 adet kunai fırlattığını fark ediyorsun son anda.
Arkasında kos koca bina yıkılmasının son demlerini yaşıyor.
Keşiş formunun bir dakika on beş saniye daha yolunun olduğunu hissediyorsun.
Utakata hâlâ odağını ve chakranı tüketmekte fakat karga formuna büründüğün için Utakata bozulmak üzere, kendini bir saniye kadar odaklayıp dinginleştirebilirsen tekniği devam ettirebilirsin gibi. Ama bunu önündeki bir kaç saniye içerisinde yapmazsan tekniğin bozulacak. Senden daha az zeki veya daha az varlığına hükmedebilen biri için muhtemelen çoktan bozulurdu teknik.
Beynin sana bu karşılaşmanın gidişatının iyi olmadığını söylüyor. Alarm çanları senin için çalmakta. Keşiş formun kapandığında Tategami'nin hamlelerine cevap verebilecek bir noktada olmayacağını biliyorsun. Ki konu o noktaya gelmeden bile her an her şey olabilir, birden üstünlüğü kaybedip çok kötü sonuçlarla karşılaşabilirsin.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
- Komaeda Togami
- Kaçak
- Posts: 178
- Joined: September 3rd, 2018, 11:12 pm
Re: [Kotsuki-Sho] Baskın
Sisin içerisinde Tategami’nin saldırısından kaçınıp avantajlı bir pozisyona geçmek üzere harekete başladığımda, pektabii sisin bir chakra salınımıyla aniden dağılmasını beklemiyordum. Bu sebeple saçlarım ve giysilerim rüzgarla karşılaşmış misali savrulurken Tategami’yle yüzyüze gelmek beklediğim son şeylerden biriydi. Böylesi kuvvetli bir chakra salınımını nasıl yaptığına dair hiç bir fikrim yoktu. İnanılmaz bir chakra havuzu olsa gerekti, karga keşişi halimle kendime ait olmayan doğa chakrasından faydalanan benim bile bu tarz bir havuza sahip olmadığıma aşağı yukarı emindim. Gelgelelim, şu an bunu ne düşünecek ne de yargılayacak vaktim vardı. Bakışlarından kaçmaya çalıştığım rakibimle yeniden yüzyüzeydim.
Neyse ki tam o anda imdadıma Utakata tarafından sürekli yok olup tekrar diriltilen balçık Riaru yetişmişti. Tategami’nin bana kilitli olan gözlerinde tekrar beliren kırmızı haleleri rahatlıkla seçebilmiş, sol omzundan dışarı doğru beliren altı parmaklı devasa kemik elin Riaru’yla girdiği mücadeleyi izlemeye fırsat bulmuştum. Tategami’nin tüm odağı hala bendeydi, ancak derin bir nefes alıp verebilecek kadar zaman bulmuştum bu esnada. Yeni bir şey geliyordu, karşılık olarak ayaklarıma chakra yüklemeye başlamıştım. Tategami’nin ise boş durmadığı aşikardı, tamamladığı el mühürleriyle yeni bir teknik aktive ederken, yanıtım yalnızca az önce bulunduğum yere korkunç bir güçle kapaklanan molozların arasından sıçrayarak kaçmak olabilmişti. Tategami sol ayağını takiben sağ ayağını yere vurduğunda, az öncekinden çok daha geniş kapsamlı olacak şekilde tüm binanın molozları üzerime çullanmayua başlamışlardı. Yapabildiğim tek şey ise, kargalara dönüşerek kaçmak olmuştu.
Kaçma fikri kafamda iyiden iyiye baskın hale gelirken, en efektif şekilde nasıl kaçabileceğimi hesaplamaya başlamam gerektiğini biliyordum. Ancak kendimle övünebildiğim kısıtlı noktalardan biri olan zekam sayesinde bu noktada bir kaçış olmayacağının istemsizce farkındaydım. Balçık Riaru tekrar tekrar oluşup Tategami’ye saldırırken, karga formuma defalarca kez bürünüp saldırılardan geçici çözümler üreterek kaçmakla yetinebilmiştim. En nihayetinde ise, tüm bina tepemize yıkılıp kendimizi zeminde bulduğumuzda Tategami’yle yumruk yumruğa dövüşte bulmuştum kendimi. İlk saldırısını bir şekilde bloklamayı başarıp karşılık versem bile, suratımda patlayan kafa bir milisaniyeliğine de olsa gözlerimin kararmasına sebep olmuştu. Şu an hissetmesem bile, eğer buradan sağ çıkabilirsem, bu kafanın acısını uzun bir süre hissedeceğime oldukça emindim. Yediğim kafa darbesinin sersemliğiyle herhangi bir plana dahil olmadan yalnızca kurtulmaya odaklanıp Tategami’nin iki yanına darbe indirerek geri sendeletmeyi ve kargalara dönüşerek kaçmayı başarabilmiştim.
10 metre kadar uzakta bir dörtyol ağzının ortasında belirdiğimde, Tategami de omzundan fırlayan elden aldığı destekle kendini fırlatmış ve tepeme ölüm meleği misali çökmek üzere harekete geçmişti. Fırlattığı 4 kunai ise cabasıydı. Karşılamam ya da kaçınmam gereken tamamen ayrı bir odaktı bu. Utakata’nın ise sınırda olduğunu hissetmeye başlamıştım. Kendime bir saniye bile olsa ayırıp kafamı toplamam ve tekniğime odaklanmam gerekiyordu. Ve bunu oldukça hızlı yapmam gerekiyordu, aksi takdirde elimde kalan tek kozdan olmam işten bile değildi. Aklımda aniden beliren bir fikir olmuştu. Bunu uygulamaya koyup en azından şansımı denemem gerektiğini düşünüyordum. Bu spontan fikir bana birkaç saniye bile kazandırmayı başarabilirse, işleri tersine çevirebilirdim belki de. Ancak ilk işim, arka arkaya gelen saldırılardan kurtulmak olmalıydı. Ekipman çantama uzandığım gibi yere ve hafifçe öne doğru çöktüm ve kalan son sis bombamı yere yaklaşmış olmanın da avantajıyla hemen dibimde hızlıca patlatmak üzere fırlattım. Bunu yaptığım gibi yuvarlanarak öne doğru fırlayacak ve hem kunailerin, hem de Tategami’nin saldırı doğrultusundan çıkarak yere, az önceki pozisyonuma iniş yapacak olan Tategami’nin arkasında kalacaktım. Bunun bana ihtiyacım olan bir saniyeyi kazandırmasını umut ediyordum. Yeni bir chakra salınımıyla sisi dağıtsa bile, sağa sola değil de tam arkasına kaçmış olan beni farketmesi normalden yarım saniye bile uzun sürse yeterliydi.
Planım ise şu ana kadar hiç aklımda olmayan bir şeydi. Az önce Tategami-Ieyasu ikilisinin ilişkisine oldukça kafa patlatmış ancak bir sonuca varamamıştım. Ancak neden bunu kendi gözlerimle görmüyordum ki? Utakata oldukça geniş sınırlara sahip, kullanıcısının yaratıcılığı doğrultusunda çalışan bir teknikti. Bunu biliyordum, birden fazla kez de bu şekilde kullanmıştım ancak bu dövüşün ölümcül düzeydeki tehlikesi ve sürekli kaçış odaklı hareket etmek zorunda kalmam Utakata’yı pasif şekilde kullanıp tekrar tekrar aynı şeyleri yapmama sebebiyet vermişti. Muhtemelen kaçamayacağımı artık biliyordum. Cephanemdeki neredeyse her şeyi tükettiğimi de. Bu yüzden, yalnızca yaratıcılığa yer kalmıştı artık. Yuvarlanmamı tamamladığım gibi diz çöker pozisyonda olduğum yerde 180 derece dönerek Tategami’ye bakacak bir pozisyon alacaktım. Bu esnada kafamdaki gereksiz düşüncelerden sıyrılıp odaklanarak Utakata’yı korumak istiyordum. Sis dağılsın ya da dağılmasın, Tategami beni farketsin ya da etmesin, bir kumar oynayacaktım. Bu kumar dışında pek bir alternatifim de kalmamıştı hani. Utakata’nın sürekli Riaru’ya dönüşüp acımasızca öldürülen siyah balçığını tek bir kargaya dönüştürerek Tategami’nin boynunda asılı Ieyasu’nun ağzına sokmayı planlıyordum. Hemen sonrasında kargayı yutan Ieyasu cana gelecek, Tategami’ye seslenecekti; "HEY! TATEGAMİ!"
Neyse ki tam o anda imdadıma Utakata tarafından sürekli yok olup tekrar diriltilen balçık Riaru yetişmişti. Tategami’nin bana kilitli olan gözlerinde tekrar beliren kırmızı haleleri rahatlıkla seçebilmiş, sol omzundan dışarı doğru beliren altı parmaklı devasa kemik elin Riaru’yla girdiği mücadeleyi izlemeye fırsat bulmuştum. Tategami’nin tüm odağı hala bendeydi, ancak derin bir nefes alıp verebilecek kadar zaman bulmuştum bu esnada. Yeni bir şey geliyordu, karşılık olarak ayaklarıma chakra yüklemeye başlamıştım. Tategami’nin ise boş durmadığı aşikardı, tamamladığı el mühürleriyle yeni bir teknik aktive ederken, yanıtım yalnızca az önce bulunduğum yere korkunç bir güçle kapaklanan molozların arasından sıçrayarak kaçmak olabilmişti. Tategami sol ayağını takiben sağ ayağını yere vurduğunda, az öncekinden çok daha geniş kapsamlı olacak şekilde tüm binanın molozları üzerime çullanmayua başlamışlardı. Yapabildiğim tek şey ise, kargalara dönüşerek kaçmak olmuştu.
Kaçma fikri kafamda iyiden iyiye baskın hale gelirken, en efektif şekilde nasıl kaçabileceğimi hesaplamaya başlamam gerektiğini biliyordum. Ancak kendimle övünebildiğim kısıtlı noktalardan biri olan zekam sayesinde bu noktada bir kaçış olmayacağının istemsizce farkındaydım. Balçık Riaru tekrar tekrar oluşup Tategami’ye saldırırken, karga formuma defalarca kez bürünüp saldırılardan geçici çözümler üreterek kaçmakla yetinebilmiştim. En nihayetinde ise, tüm bina tepemize yıkılıp kendimizi zeminde bulduğumuzda Tategami’yle yumruk yumruğa dövüşte bulmuştum kendimi. İlk saldırısını bir şekilde bloklamayı başarıp karşılık versem bile, suratımda patlayan kafa bir milisaniyeliğine de olsa gözlerimin kararmasına sebep olmuştu. Şu an hissetmesem bile, eğer buradan sağ çıkabilirsem, bu kafanın acısını uzun bir süre hissedeceğime oldukça emindim. Yediğim kafa darbesinin sersemliğiyle herhangi bir plana dahil olmadan yalnızca kurtulmaya odaklanıp Tategami’nin iki yanına darbe indirerek geri sendeletmeyi ve kargalara dönüşerek kaçmayı başarabilmiştim.
10 metre kadar uzakta bir dörtyol ağzının ortasında belirdiğimde, Tategami de omzundan fırlayan elden aldığı destekle kendini fırlatmış ve tepeme ölüm meleği misali çökmek üzere harekete geçmişti. Fırlattığı 4 kunai ise cabasıydı. Karşılamam ya da kaçınmam gereken tamamen ayrı bir odaktı bu. Utakata’nın ise sınırda olduğunu hissetmeye başlamıştım. Kendime bir saniye bile olsa ayırıp kafamı toplamam ve tekniğime odaklanmam gerekiyordu. Ve bunu oldukça hızlı yapmam gerekiyordu, aksi takdirde elimde kalan tek kozdan olmam işten bile değildi. Aklımda aniden beliren bir fikir olmuştu. Bunu uygulamaya koyup en azından şansımı denemem gerektiğini düşünüyordum. Bu spontan fikir bana birkaç saniye bile kazandırmayı başarabilirse, işleri tersine çevirebilirdim belki de. Ancak ilk işim, arka arkaya gelen saldırılardan kurtulmak olmalıydı. Ekipman çantama uzandığım gibi yere ve hafifçe öne doğru çöktüm ve kalan son sis bombamı yere yaklaşmış olmanın da avantajıyla hemen dibimde hızlıca patlatmak üzere fırlattım. Bunu yaptığım gibi yuvarlanarak öne doğru fırlayacak ve hem kunailerin, hem de Tategami’nin saldırı doğrultusundan çıkarak yere, az önceki pozisyonuma iniş yapacak olan Tategami’nin arkasında kalacaktım. Bunun bana ihtiyacım olan bir saniyeyi kazandırmasını umut ediyordum. Yeni bir chakra salınımıyla sisi dağıtsa bile, sağa sola değil de tam arkasına kaçmış olan beni farketmesi normalden yarım saniye bile uzun sürse yeterliydi.
Planım ise şu ana kadar hiç aklımda olmayan bir şeydi. Az önce Tategami-Ieyasu ikilisinin ilişkisine oldukça kafa patlatmış ancak bir sonuca varamamıştım. Ancak neden bunu kendi gözlerimle görmüyordum ki? Utakata oldukça geniş sınırlara sahip, kullanıcısının yaratıcılığı doğrultusunda çalışan bir teknikti. Bunu biliyordum, birden fazla kez de bu şekilde kullanmıştım ancak bu dövüşün ölümcül düzeydeki tehlikesi ve sürekli kaçış odaklı hareket etmek zorunda kalmam Utakata’yı pasif şekilde kullanıp tekrar tekrar aynı şeyleri yapmama sebebiyet vermişti. Muhtemelen kaçamayacağımı artık biliyordum. Cephanemdeki neredeyse her şeyi tükettiğimi de. Bu yüzden, yalnızca yaratıcılığa yer kalmıştı artık. Yuvarlanmamı tamamladığım gibi diz çöker pozisyonda olduğum yerde 180 derece dönerek Tategami’ye bakacak bir pozisyon alacaktım. Bu esnada kafamdaki gereksiz düşüncelerden sıyrılıp odaklanarak Utakata’yı korumak istiyordum. Sis dağılsın ya da dağılmasın, Tategami beni farketsin ya da etmesin, bir kumar oynayacaktım. Bu kumar dışında pek bir alternatifim de kalmamıştı hani. Utakata’nın sürekli Riaru’ya dönüşüp acımasızca öldürülen siyah balçığını tek bir kargaya dönüştürerek Tategami’nin boynunda asılı Ieyasu’nun ağzına sokmayı planlıyordum. Hemen sonrasında kargayı yutan Ieyasu cana gelecek, Tategami’ye seslenecekti; "HEY! TATEGAMİ!"
