[Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Küçükler için askeri eğitim alanı.
Post Reply
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 2903
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

[Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by GM - Naruto » July 6th, 2025, 12:12 am

Izena'dan olan dönüşünün ardından ne devriye, ne de başka bir görevlendirme alıyorsun. Bunu sorguladığında "rezervde" olduğunu öğreniyorsun Shinji ve Kazuya ile beraber. Bu terim daha çok ağır yaralı veya benzeri durumlar sebebi ile görev alamayacak kişiler için kullanılmakta. Ancak sen turp gibisin. Hatta bir turptan daha iyisin, turp seni kıskanır içi bile kızarır.

Velhasılkelam, böyle pasif geçen bir kaç günün ardından, akşam saatlerinde evindeyken camına bir kuş konuyor. Bu kuşu önce bir tüy yumağına benzetiyorsun, ardından bunun bir "bayağı uzunkuyruk" türünden, beyaz topçik şeklinde bir kuş olduğunu fark ediyorsun. Avuç kadar olan bu kuş camına gagasındaki bir taş ile vurmakta.

Camı açtığında kuş kendisinden beklenilmeyen bir kalınlıkta bariton sesi ile konuşmaya başlıyor. "Bacım, seni diğer bacım Kanna Akademi binasında bekliyor." dedikten sonra yağmurlu gökyüzüne doğru yükselip kayboluyor.

Sen ise bir kaç saniye konuşan bir kuş ile muhattap olduğunu idrak etmeye çalışıyorsun. Ekstra geçen bir kaç saniyenin ardından muhtemelen bunun bir efsanevi yaratık olduğuna kanaat getirdikten sonra, yola çıkıyorsun.
Off Topic
Konudaki Oyuncular: Kuroya Akemi
Pasiflik Süresi: -

Akemi'nin bekleyen geliştirmeleri mevcut, onun ilk sayfayı bitirene kadar yapacağı geliştirmeler konuda aktif sayılacak.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kuroya Akemi
Amegakure
Amegakure
Posts: 30
Joined: March 21st, 2025, 5:54 pm
Künye:

Re: [Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by Kuroya Akemi » July 16th, 2025, 3:25 pm

Izena dönüşü Amegakure’de hava oldukça güzeldi. Alışagelmiş düzen tıkır tıkır işlemeye devam ederken, aklımın bir köşesi hala daha Izena’da olanlardaydı. Normalde geçmişe pek de takılan biri olmasam bile, bu kez hissettiğim birkaç eksiklik ve ucuna kadar gelmiş olmama rağmen başaramadığım dokunuşlar, içimde istemsiz bir burukluk yaratıyordu. Geçen günlerde ne “rezervde” olmam ne Riaru’nun yaptıkları ne de Kanna’nın son dakika rol çalması aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Tek huzursuzluğum, içine düştüğüm yetersizlik ve birtakım şeyleri hissedememiş olmaktı sadece. Dışarıdan bakıldığında her zamanki gibi gülen ruhumu gören insanlar, bu kez sonuna kadar yaklaşmış olmama rağmen bir erkeği var eden şeye ulaşamamış olmanın azabındaydı. İşte en büyük yetersizliğim de buydu… Ne annem ne de o diğer kadınlar, bunun gibi bir şey yaşamamış olmalıydı. Gerçi onlar talep edilen sınıfında olsalar bile, bedava bir gece için hiçbir erkeğin “hayır” demesi muhtemel değildi. Bu yüzden de, annem ve onun gibiler her istediklerine ulaşabilecekken, ben halen daha yetersizdim… Ancak bu kadar yakınlaşmış olmak bile, bundan sonra hissedemeyeceğim anlamına gelmiyordu!

Pasifte geçen günlerim, klasik sıkıcı ve rollendiğim zamanlarla geçiyordu. Esnafa can veren eylemlerimle yetersizliğimi bastırma çabaları, nihayetinde yine dönüp dolaşıp Haiki ile sonlanıyordu. Onu emin ellere teslim etmiştik ve kısa bir sürede tekrar şahlanacağından şüphem yoktu. Bu yüzden onun hakkında endişelerimi de ne aza indirmiştim. Tıpkı Shinji ve Kazuya için hissettiklerimde olduğu gibi… Bu boş günlerde, onların da benimle aynı durumda olmalarından dolayı birkaç kez onları görmeyi düşünmüşsem de, “talep edilen” olmanın şartları nedeniyle onların beni bulmayı arzulayacağı zamanı beklemeye karar vermiştim. İşte tüm bu hareketsizlik, klasik Akemi günlerini beraberinde getirmişti sadece.

Tüm bu hareketsizlik, Amegakure sokaklarını izlediğim bir gece vakti bozuluvermişti. Görmeye pek de alışık olmadığım pamuktan bir kuşun pencereme konması, içimdeki şehvet duygularını bir anda şefkate çevirirken pamuktan kuşun cama vurmaya başlamasıyla, doğaya can veren bir ruhum olduğunu düşünmeye başlamıştım. Her ihtimale karşı kuşu korkutmamak için yavaşça camı aralamamın ardından ise, değil cüssesine varlığına bile aykırı bir bariton sesle dile gelen kuş “bacım” ile başlayan cümlesiyle beynimin tam orta yerine kunai yemiş gibi olmuştum. Yani o görüntüye bu sesin olması, benim Riaru’nun sesiyle “Issen!” diye haykırmamdan farksızdı! Daha hayvancağızın sesinin yarattığı şok etkisi dağılmamışken, bir de Kanna kahpesinin beni beklediğini söylemesi, ikinci bir arıza yaratmıştı kafamda. Vereceğim en güzel cevaplar kafamda sarmalanmaya başlamışken, en basitinden “Tamam gardaş!” bile diyemeden bariton pamuk havalanıvermişti.

Kanna’nın efsanevi yaratığı olma ihtimali olan kuşun yarattığı şaşkınlığı ardımda bıraktığımda -Kanna’ya da anca böyle saçma bir şey yakışırdı- bir diğer ikilem bünyemi sarıyordu. Kanna’nın beni ayağına çağırması pek de haz ettiğim bir tutum değildi. Başından beri Kanna ve diğerlerinin beceriksizliğinin sürüklediği olaylar silsilesi içerisinde, gram sorumluluk almayan Kanna’nın bir de beni ayağına çağırması pek de kabul edilebilir değildi. Ne var ki, bir şekilde bu rütbe olaylarına karşı gelmemem ve nizamı bozmamam gerekiyordu. Neticede Amegakure’ye bağlılığım kişilerle sınırlı değildi… Bu yüzden kan kusup kızılcık şerbeti içerek hazırlanmaya başlamıştım. Yüzüme yerleşen memnuniyetsiz ifadeyi Akademiye kadar taşıyacak ve bu memnuniyetsiz ifadeyi olabildiğince Kanna’ya yansıtacaktım. Ne dediği veya niye beni çağırdı çok sonraki mevzulardı…
► Show Spoiler
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 2903
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by GM - Naruto » July 26th, 2025, 12:24 am

Akademiye doğru ilerleyişin esnasında Amegakure'nin hâlâ rutinini koruduğunu görüyorsun. Yıllardır süren teyakkuz hali resmen insanların içine işlemiş ve hayatın doğal bir parçası olmuş durumda. Hayat akmakta, ancak akarken de bir çok kayaya çarpmakta.

Fakat aynı yağmurun nehir olup yolunu bulması gibi Amegakure'de hayat da kendi yolunu buluyor.

Akademi'ye yaklaştığında ekipman tentesini seçiyorsun bahçedeki. Bu tente kare bir çadır gibi. Etrafı ise kimisi boş, kimisi dolu kutularla çevrili. Kutuların içerisinde kunai, boş çantalar, shuriken paketleri ve yenilenmiş veya taze üretilmiş flak setler mevcut. Yağmur altında kalmamaları için de tentenin etrafına branda gerilmiş.

Bir grup shinobinin ekipmanlarını yenilediğini görüyorsun. Özellikle cübbeli bir tanesi kırık ve üzeri kanlı bir kaç shuriken ve kunaiyi masaya bırakıyor. Yırtılmış bir çantayı da oradaki bir masaya bırakıyor. Masadaki görevli ekipmanları bir kutuya istifliyor bir yandan. Eleman hafif yaralı gibi, ancak hastanelik de değil.

Bu ekipmanlar daha sonra temizlenip, tamir edilip tekrar dolaşıma girecek. Amegakure'de hiç bir şey israf edilmiyor. Aynı nehirden akan su gibi, buharlaşıp tekrar yağmur olacak ve düşmanlarınıza yağacaklar.

Akademi'ye adımını atıyorsun vakit kaybetmeden. Etrafta koşuşturan Genin'leri görüyorsun. Ancak asıl dikkatini çeken şey, ortama girdiğinden beni seni kaplayan heyecan, merak ve ... gurur? Evet, gurur oluyor.

Yürürken çevrene hızlıca bir göz gezdirdiğinde bazı görevlilerin sana imrenerek baktığını seçiyorsun. Aralarında fısıldaşıyorlar sana bakarak. "Riaru'ya kafa tutanlardan...", "Evet, Haiki-sama'yı onlar kurtarmış...", "Damla üyesi mi acaba? Yok, değildir herhalde..." gibi fısıltılar kulağına geliyor.

Genç bir elemana gözün takıldığında inanılmaz bir sevgi ve çekim suratına vuruyor. Resmen saçlarını havalandıracak kadar kuvvetli olan bu hissin kaynağı olan kısa siyah saçlı genç, senden bir kaç yaş ufak olmalı. Masum gözlerle sana bakmakta. Chuunin olduğu belli, kucağındaki bir kaç kitap da burada eğitmen olduğunu anlatıyor sana. Sen yanından geçerken ismini fısıldıyor.

Akademi'deki genelde Genin'lerin görevlerini aldığı odaya ilerliyorsun. Buraya geri gelmek sende garip bir nostalji yaratıyor. İçeri girip kapıyı kapattığında ise dışarıdan gelen bütün duygu kırıntıları yok oluyor ve odağını tekrar toparlıyorsun.

Camın kenarına yaslanmış ve ellerini önünde birleştirmiş Kanna, dışarıyı izlemekte.


Jounin Hazuki Kanna
Image


"Hoş geldin Akemi-san. Buyur." diyor ve seni ön sıralardan birine davet ediyor.
Off Topic
Karakterin Nam seviyesi Silüet'e çıkmıştır.
Hatırlatma: Normal şartlarda bu 10PP harcayınca olan bir olay (şu an karakter 8PP harcamış görünüyor), ancak yaşanan kurgusal olaylar karakterin tanınırlığını arttırmış bulunmakta. Bu konudan sonra harcanacak bir 10pp daha seni bir sonraki Nam seviyesine atacak.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kuroya Akemi
Amegakure
Amegakure
Posts: 30
Joined: March 21st, 2025, 5:54 pm
Künye:

Re: [Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by Kuroya Akemi » July 28th, 2025, 12:04 pm

Zoraki adımların yüzüme yansıması olan hoşnutsuzluk ile adımlarımı atmaya başladığımda, dünyanın hala aynı rutininde döndüğünü görebiliyordum. Birtakım badireler atlatmış ve birtakım sonuçlar elde etmişsek bile, burada yaşayanlar için suyun yolu değişmemiş ve hala aynı şekilde akmaktaydı. İnsanlar belki de ne Riaru ile olanları biliyordu ne de Haiki’ni başına gelenleri… Burada zulüm altında yaşayan onlarca kişinin ruhuna işlemiş yaşam biçimleri karşısında, yüzümdeki memnuniyetsiz ifadeyi korumanın anlamı yoktu. Her ne kadar ahlaksızlık ve edepsizlik sularında yüzen biri olsam bile, bunu bu halk için kullanmaya niyetlenmiş biri olarak, bu ifademi sürdürmeyi kendime yakıştıramıyordum. “Kanna’nın canı cehenneme!” diyerek sildiğim memnuniyetsizliğimi, insanlara gülücük saçan flörtöz bakışlara evirerek adımlarıma devam ediyordum artık. Bu bana yakışandı…

Akademi Binasına geldiğimde, yüzümdeki gülücükleri artırma eğilimine giriyordum istemsizce. Kana bulanmış shurikenler ve kunailer bile nimete dönüşüp tekrar kullanıma hazırlanırken, shinobilerin durumunun halktan daha vahim olduğunu hissedebiliyordum. Zira halk, öğrenilmiş bir çaresizliğin içinde yaşama alışmışsa bile, shinobiler her seferinde bu çaresizlik zincirini kırmak için canla başla çabalıyorlardı. Kendilerine ve gelecek nesillere daha iyi bir Ame bırakabilmek için… Bu yüzden, hafif yaralı haline rağmen hala daha çabalıyordu bir tanesi… Ona göre daha sağlam olmama rağmen rezerve çekilmişken, o shinobinin hala çalışıyor olması içime pek de sinen bir durum değildi. Bu yüzden adımlarımı anlık olarak kesmemin ardından, usulca shinobinin yanına sokulacaktım ve “Çok vaktim yok, ama çorbaya tuz atmak lazım.” diyecektim ince bir tebessüm süzülürken dudaklarımdan. Ardından masadaki ekipmanlardan birkaçı hızlıca istiflemesine yardımcı olacaktım. Kanna birkaç dakika daha bekleyebilirdi, sonuçta nicedir bekliyor olmalıydı… Bu yüzden en azından rezerve çekilmiş olmamın karşılığı bu birkaç dakikalık yardımı hallettikten sonra “İşim biter bitmez burada olacağım.” diyecek ve ardından baştaki ince tebessümü kinayeli bir gülümsemeye çevirerek “Tabi rütbeliler de müsaade ederse!” diye sözlerimi tamamlayıp yanından ayrılacaktım yaralı shinobinin.

Adımlarım Akademi Binasının içerisine girdiğinde, bu kez bambaşka bir manzara karşılıyordu beni. Etrafta koşuşturan Geninlerin coşkusu tüm binayı kaplamaya yeter görünüyordu. Fakat bu manzara karşısında hissetmem gereken belki de en olası duygu sempatiyken, kabaran göğsümün beni başka bir duyguya sürükleyişine ilk elden şahit oluyordum. Üzerimde gezinen tanıdık veya tanımadık simaların bakışların yanında, duyduğum fısıltılar gurura kapılan ruhumu okşamaya başlıyordu. Bir şekilde benden bahsediliyor olmasının yarattığı bu duygunun sıcaklığı o kadar iyi gelmişti ki, arsız bir çocuk gibi daha fazlasını arzulamaya başlamıştım. Bakışlarımın keskinleştiğini, omuzlarımın dikleştiğini ve başımın daha dik bir hal aldığını dışarıdan bakan bir çift gözden görebiliyor gibi devam eden adımlarım, bu kez genç bir elemanla beni karşılaştırıyordu. Masum bakışlarının ardındakiler ile benden birkaç yaş küçük bu gence de tek gözümü kırparak verdiğim karşılık, tamamen istemsiz bir arzunun gerçeğe dönüşmesinden ibaretti.

Birkaç adımın ardından gelmem gereken yere ulaştığımda, tüm ruh halimi bir kalemde silip atıp o memnuniyetsiz havama geri bürünüyordum. Gözlerim cam kenarına yaslanmış ve dışarıyı izleyen Kanna’nın “dövülesi ardıyla” denk geldiği anda, Kanna yüzünü bana dönerek beni karşılıyordu. Bununla da yetinmeyip beni ön sıralardan birine davet ettiğinde, adımlarımı istenile yere doğru ilerletme niyetim olmadığını ellerimi belime koyarak gösteriyordum. Bu yüzden attığım birkaç adımla odanın iç kısmına gelip Kanna’ya yaklaşmamın ardından “O sıralara oturma zamanım geçti Kanna-san. Her ne için çağırdıysan, umarım içinde şu rezerve ayırma saçmalığının da açıklaması vardır.” diyecektim. Sözlerimin tamamlanmasından sonra ellerimi belimden ayırmadan Kanna’nın neler söyleyeceğini beklemeye koyulacaktım.
► Show Spoiler
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 2903
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by GM - Naruto » August 11th, 2025, 12:02 am

"Var, var." diyor suratına kondurduğu buruk bir gülümseme ile. Sana doğru bir kaç adım atıyor. Sigara kokusu alıyorsun. Kanna'nın sigara içtiğini ise anımsamıyorsun.

Şöyle dikkatli baktığında saçının da pek bakımlı olmadığını, göz altındaki torbaların da az biraz derinleştiğini seçiyorsun.

Normal şartlar altında etrafındaki renkler ve kokular gibi hisleri de algılayabiliyor oluşun an be an hayatını farklı uyaranlarla doldururken, bu odada yalnız gibi hissediyorsun. Kanna'dan herhangi bir rezonans hissetmiyor oluşun sana garip geliyor...

Fakat sonra Ninshuu becerin ile bunu rasyonalize ediyorsun. Kanna, Haiki'nin en yakın elemanlarından biri. Bir sensör veya benzeri bir yetenek ile üzerinde okuma yapılamaması için çeşitli mühürler veya teknikler ile koruma sağlıyor olabilir.

Yine de... Yeterince odaklanırsan... Havadaki sigara dumanına tutunan bıkkınlık, gerginlik ve stresin rezonansını beyninin ön lobunda hissedebiliyor gibisin. Ancak o kadar, sadece o kadar.

Kanna'nın lafları ile kendine geliyorsun. "Sizin köy sistemi ile bağınızı geçici olarak dondurmamız gerekti araştırmayı yaparken. Birileri sizin orada olmanızı istiyordu Akemi-san. Bu kişileri hata yapmaya zorlamamız gerekti. Ve galiba başardık ve ilk ipucumuzu aldık." dedikten sonra, öğretmen masasına yaslanarak devam ediyor.

"Biliyorsun, gizli görevlerde bile bir dosya tutuluyor. Göreve neden çıkıldığı, görevle alakalı istihbarat, raporlar ve çeşitli materyallerin olduğu. Sana geçen hafta bir görevlendirme hazırladık. Sen yasal olarak o göreve çıktın. Görev başarılı da oldu. Ardından arşive kaldırıldı. Bu gün, sabahın erken saatlerinde, herkesin o dosyayı unuttuğunu düşündüğü vakit, dosya arşivden kayboldu."

Derin bir nefes alıyor ancak öksürüyor. Nefesini düzenleyince, devam ediyor. "Tabii, biz bunu dosyayı fiziksel olarak sürekli gözlediğimiz için biliyor değiliz. Dosyanın içerisinde bir mühür var ve bu mührü kullanarak uzaktan o dosyayı takip edebiliyoruz. Normal şartlar altında bu görevi başkasına verecektik, senin güvenliğini düşündüğümüz için. Ancak Haiki-sama'ya bu konuyla alakalı gösterdiğin ilgi ve köyün bekâsı için verdiğin çabayı görünce, seni de işin içine dahil etmemiz gerektiği kanaatine vardım."

Kısa ve ufak bir öksürük ile boğazını temizliyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kuroya Akemi
Amegakure
Amegakure
Posts: 30
Joined: March 21st, 2025, 5:54 pm
Künye:

Re: [Kuroya Akemi] Tehlikeli Cazibe

Post by Kuroya Akemi » August 12th, 2025, 12:52 pm

Zihnim tamamen Kanna’dan gelecek cevaplara odaklanmış bir haldeyken, burnum ve gözlerim dikkatimin dağılmasına neden oluyordu. İlk olarak burnum yanılmasalara kapılıyor gibiydi… Sinmiş sigaranın yaydığı kötü koku burnumdaki tüm uyaranları harekete geçirmeye yetse bile, Kanna’nın sigara kullanan biri olmadığını biliyordum. Sigaraya mı başlamıştı? Hayır, aşırı sigara içilen bir ortamda olmalıydı… Elbette! Onca badirenin ardından muhakkak toplantılar yapılmış, bu toplantılarda ziyadesiyle sigaralar tüttürülmüş ve Kanna’nın üzerine de bu vesileyle sigara kokusu sinmiş olmalıydı… En azından Kanna gibi birini düşündüğümde, onun kendini avutmak maksadıyla sigaraya sarılacak bir tip değildi. Tamam, Kanna pek de iyi biri olmayabilir ama çevresindekiler kesin kötü olduğu için mevzu bu noktaya geliyordu.

Zihnim Kanna’nın sigara içmediği senaryoyu kabul etmeye yeltense bile, onun bakımsız saçları ve çökmüş göz atları, sigara içilen senaryonun daha gerçekçi olduğunu söylüyordu. Yanılmamıştım… Kanna da neticede bir insandı ve her insan gibi o da kırılabilir, baskı altında kalabilir ve yaşadıklarının ağırlığı altında ezilebilirdi… İşte bu, insan olmanın en zafiyet oluşturan yanıydı. İsmin, rütben, konumun ne olursa olsun, hislerden kaçınılması mümkün değildi. Belki Kanna gibi karakterli –bana kalırsa karaktersiz- bir kişinin hislerinin altıda ezilmesi ancak Haiki’ye olanlar ve Riaru’nun yaptıklarıyla mümkün olabilirdi. Fakat burada kilit nokta, bunun “mümkün olabilir” olmasıydı. Bu durum, başından beri insanlara karşı yanılmadığımı kanıtlıyor gibiydi… Hisler her zaman en büyük zafiyetti!

Her şeye rağmen, Kanna bu hislerini ve duygularını olabildiğince baskılayabiliyor ve bunların kısmen görünmez olmasını sağlayabiliyordu. Nitekim olayı burada olma sebebime getirdiğinde, yaptığı uzun açıklamalar ve sıra sıra dizdiği cümleleriyle, hala eskisi gibi olduğunu gözler önüne seriyordu Kanna. Ta ki tıkanan nefesine bulaşan öksürükle… Beceriksiz, saçma ve gereksiz… Kanna’nın anlattıklarını kafamda tartarken, onun zayıflığını izlemek içimdeki acıma hissini artırıyordu. Bu yüzden Kanna’nın tüm sözleri sonlandığında, duraksamaksızın “İçmeyi bilmiyorsan içmeyeceksin!” diyecektim öncelikle. Bunun alkol için söylenen bir söz olduğu kafamda yankılandığında ise “Sonuçta emzik değil, sigara!” diyerek olası bir düzeltmeyi engellemeyi planlıyordum. Ne var ki, sözlerimde hala açık olduğunu bildiğimden kollarımı göğüslerimin hemen altında bağlayıp “zenginliğimi” öne çıkarırken “Belki de astımın falan vardır, bir doktora görün!” diyerek sigara mevzusuna her türlü cevap vermiş olacaktım.

Bu konuyu kapattıktan sonra ise aldığım derin bir nefesle birlikte “Şu anlattıklarında bir mantık vardır muhakkak, şimdi o kadar kafa yoramayacağım. Zaten her şey planlanmış, düşünülmüş.” diyecektim söylenenleri pek de önemsemediğimi belli eden bir şekilde. Sesime yüklediğim kinaye tonu, geçtiğimiz görevde olmamamız gerektiğini belirten cümlelerimin arkasında olduğumu da çaıkça gösterse bile, bunu tekrar yineleme niyetim yoktu. Buraya Kanna ile tartışmaya değil, bir şeyleri öğrenmeye gelmiştim. Bu yüzden “Dosya nerede, nereye gidiyorum? Kim almış olabilir? Sahte görev boyunca köyde olduğuma göre, köy dışından biri olmalı mı? Falanlar filanlar... Beni yorma da bildiklerini anlat Kanna ve ne elde etmek istediğimiz de…” diyecektim. Fakat keskinleşen bakışlarımın altına iliştirdiğim ufak merak tohumlarını Kanna’ya iletmekten çekinmeden “Ama önce, Shinji ve Kazuya’nın durumlarını da bilmem lazım… Onların da dosyaları kayboldu mu ve şu an ne yapıyorlar?” diyecektim. Fakat ektiğim tohumlar henüz daha bitmeden sözlerimi “En önemlisi ise Haiki-sama… Durumu nasıl?” diyerek sonlandıracaktım.
► Show Spoiler
Post Reply

Return to “Akademi”